2.09.2009

Genç ve Dul kadın

Genç anne olursunuz... Bunun en güzel yanı; bebeğinizle birlikte büyümenizdir. Özellikle hala çocuk kalmak isteyen bir benliğiniz varsa, birlikte oyunlar oynamanın keyfini sürersiniz...

Ama genç anne olmakla, genç ve bekar anne olmak arasında toplumumuzda ayrımcılık olarak görülebilen bir durum vardır.
Bu yazıyı sanırım birkaç bölüme ayıracağım... İlk bahsetmek istediğim dul kadın mevzuu...

Şimdiii; bir şekilde, bir sebeple yürümeyen bir evliliğiniz biter yada eşiniz ölür... Sizse hayatın size nimet mi, lanet mi sunduğunu anlayamazsınız. Boşandığınız için kendinizi mutlu, içi boşalmış ve hayata yeniden adım atmaya hazır hissederken, size göre nimet olan şey... Topluma göre lanettir çoğu zaman. Malum pek bir etiketleme meraklısıyız hepimiz.

Dün yan komşunuzun bacım, kardeşim diye seslendiği sizler, anında okus pokusla "kadına" çevrilirsiniz. O ana dek göze batmayan, herkes gibi olan davranışlarınız; (birilerinin gözünde!) bir anda içinde seksepalite kokan eylemlere dönüşmüştür. "Dul kadın" olmanın "potansiyel verici" olmakla eşdeğer sayıldığı bir devirden günümüze neler değiştiğini düşünüyorum da. Koca bir hiç...! Tamam, belki biraz anlam değişikliği oldu o kadar. Onlara sorarsanız mazeretleri çok açıktır. Dul kadının sevişmeye ihtiyacı yok mudur? Eee dünkü size bacım diyenler, her zaman bu ulvi görevi layığı ile yerine getirmek isterler.Cinsel ihtiyaçlarınızı karşılamayı vazife edinirler. Zaten dul kadının da düşünecek başka bir şeyi yoktur, tek derdi budur. Her şeyi bir yana bırakıp, Ah! Biri gelse de sevişsek diye bakınırlar hepsi! Üstelik bu hangi seviyede, kültürde, gelenekte bakarsanız bakın dul kadın olmak zorlayıcıdır bir kadın için.

Siz boşanırsınız / eşinizi kaybedersiniz; sonra şöyle bir çevrenize bakarsınız, değişen bir şeyler olacak mı diye? Bizim beynimizi geçmişte öyle bir boyamışlardır ki, arkadaşınızın eşinin arabasına binmeye bile çekinirsiniz...
Yanlız yaşamaya çekinirsiniz... Yanınızda ki her erkekle işi pişirme ihtimaliniz vardır çünkü! Bir neslin filmleri, size bu dul kadınlarla ilgili birçok şey aşılamıştır... İnsanların bekarken yaşadıklarını yaşarsanız, size cüzzamlı gibi bakıverirler.

Birde şu var bakın!
Diyelim ki; aileniz sizi bağrına basmıştır. Onlarla yaşamanız size, biraz daha namuslu bir hava kazandırır. Çünkü yanlız yaşayan bayanlar, imkanları! fazla geniş bayanlardır... İnsanlar yüzünüze bakıp gülümserken, içlerinde: "Hem dul, hemde yanlız yaşıyor. Bak bak bak. Kesin yatıp kalkıyordur bu kadın... Zaten geçen günde biri bırakmıştı araba ile... Şu gün geç gelmişti evine, çocuğundan da mı utanmıyor... Böylelerinden korkacaksın, her daim tetikte olmalısın... Evine mi alıyorsun o kadını, kocan evdeyken! Deli misin kızım sen..."

Bir dulsanız, hareketlerinize iki kez dikkat etmeniz gerekir. Nasıl oturulacağı kalkılacağı, nasıl gülümsediğinize bile en ince ayrıntısı ile dikkat edilir. Hep iki ile çarpılacaktır her davranışız...En ufak açığınızda aradan sızmaya çalışılır. Hemcinsleriniz bekar bir bayanı süzerken, sizi iki kere dikkatle süzerler. Erkekler içinse; kolay avsınızdır... Nasıl görürler biliyormusun? Zorluk çıkartmaz, Tecrübelidir. İlişkilerde çocuksu davranışlarla sizi bezdirmez. Soru işareti ile biten cümleler pek kullanmaz? Yanınızdayken doğaldır, kendini farklı göstermeye çalışmaz, doygundur vs. diye liste uzayıp gider...

Bir düşünelim bakalım? İş görüşmesine giden dul ve çocuklu bir bayan; sorulan soruda şöyle bir düşünür. Heleki çocuğu varsa; bekarım dese bir türlü, demese diğer türlü... En sonunda bekar ama çocuğu olduğunu belirtince, karşıdaki insanın bakışları, değişir mi değişmez mi? Ya da yeni tanıştığınız birisine bunu söylediğinizde.
Bayansa size destek olma ayağında neden ayrıldığınız merek eder önce. Erkekse sizinle sevişmenin nasıl olacağı, yada diğer tabirle kendisine verip vermeyeceğinizi. Bunlarında hepsini de, içine umut ve "ay sen ne güçlüsün" kelimeleri altında yaparlar.

~~~~~~

Toplum için ya evlisinizdir, ya bekar. Kredi kartı başvuru formlarında veya önünüze sunulan çoğu belge de size seçenek sunarlar. Ne olduğunuzu seçmeniz gerekir. Hadi bakalım seçin ne olduğunuzu. Evli misiniz: hayır, bekar mı? Eh bekarım tabiki diye düşünürsünüz. Ama sonra bir soru belirir beyninizde;
niye utanmam mı gerekiyor benim dulluğumdan? Boşanmış olarak büyük ve affedilmez bir suç mu işledim ben? Yürümeyen evliliğimin suçunu sadece kadın tarafına yüklerken, çok mu masumsunuz siz? Ama nedir? Boşanmış olmak, dikiş tutturamamaktır değil mi?

Ya ben... İkinci bir evliliğe sıcak bakıp, ama derinlerde deli gibi korktuğumu size nasıl açıklayayım. Hep insanların ne dediklerine bakan bir ailenin/çevrenin/arkadaşların yanında büyürseniz, empati yeteneğiniz ne kadar gelişken olur biliyormusunuz?

Birde anneler vardır. Tek korkuları oğullarının dul kadınlara bulaşmasıdır. Maazallah kendi oğulları bir dul kadının oyuncağı oluverirse, o kadının çocuklarını besler halde buluverir kendini. Çünkü asla kendilerine
"baba" demeyecek çocuklara bakmak için yetiştirmemişlerdir oğullarını... Bekar erkek & Dul kadın versiyonu daha kabul edilemez ölçülerde bizim ülkemizde. (Bir nebze bakirelik kavramı ortadan kalkınca, olabilirliği artmış bir durumdur.) Hımm napar bu kaynana adayları:

- evlatlıktan ret ederler oğullarını.
- sütlerini helal etmezler.
- kendilerine yazık ederler.
- intihar etmekle tehdit ederler.

Üstelik ne deseniz boş gelecektir. Siz kandıran taraf, erkekse kandırılan taraf olacaktır her zaman. Anlatmaya çalışırsınız, peygamberden tut, birçok örnekler sunarsınız. Ama o zaman dinin bir hükmü kalmaz. O zaman örf-adet-gelenek üçlemesi konuşur. Siz ne derseniz diyin, zordur bunları aşmak.

Hele ki aşan tarafın ayrıldığını düşünürsek, çıkacak söylemler, "ben sana demiştim" ler havada uçuşur.

Velhasıl zordur dul bir bayan olmak. Bir sonraki evlilik hep korkutur insanı. Beyninizden şöyle bir geçer düşüncesi: "Ya bu da yürümezse..."

Mutluluğa inanıp inanmamaksa, tamamen size kalmış. Diliyorum hepmizin karşısına güzel insanlar çıksın her yönden.

27.08.2009

Mülteci Kadınlar

Bundan 3-4 sene önce mülteci kadın ve çocuklarla ilgili yapılan araştırmaları derlemiştim kendimce. Kaynak belirtmek isterdim ama hangi kaynaklardan yararlandığımı net olarak hatırlamadığım için yanıltmak istemiyorum kimseyi.
Araştırmaların sonuçları çok çok ilginç efendim, buyrun okuyalım:

Mülteci olmanın şartları ağır, kadın mülteci olmanın şartları daha da ağır. Üstelik


Mülteci topluluklarında evlerinden uzaklaşmış olan insanların yaklaşık %50’sini kadınlar ve kız çocukları oluşturuyor.




KADININ MÜLTECİLİK SÜRECİNDE YAŞADIĞI SORUNLAR


Çatışma Sırasında, Kaçıştan Önce;
  • İktidarda bulunan kişiler tarafından taciz,
  • Cinsel olarak işkence,
  • Askerler tarafından cinsel şiddet,
  • Toplu tecavüz ve hamile bırakılma,
  • Çatışma sırasında tarafların silahlı üyelerince kaçırılma



Kaçış Sırasında;



  • Haydutlar, sınır muhafızları tarafından cinsel saldırı,
  • İnsan tacirleri, köle ticareti yapanlar tarafından yakalanma

Sığınma Ülkesinde;



  • Otorite sahibi kişiler tarafından cinsel saldırı,
  • Ailelerinden ayrı düşmüş kız çocuklara, bakıcı aile yanındayken cinsel taciz,
  • Aile içi şiddet,
  • Yakacak ya da su almaya giderken cinsel saldırı,
  • Hayatta kalabilmeleri için cinsel ilişkiye zorlama/ zorla fuhuş
  • Yardım beklerken cinsel taciz

Geri Dönüş Sırasında;



  • Kadınlara yönelik sünnet gibi zararlı geleneksel uygulamaların tekrar başlatılması,
  • Ailelerinden ayrı düşmüş kadın ve çocuklara yönelik cinsel taciz,
  • İktidarda olan kişiler tarafından cinsel istismar,
  • Haydutlar, sınır muhafızları tarafından cinsel saldırı, geri dönüşe zorlanma

Yeniden Bütünleşme Döneminde;



  • Geri dönenlere bir çeşit ceza olarak cinsel taciz,
  • Yasal statüyü düzene sokmak için cinsel zorbalık
  • Karar alma süreci dışında bırakılma,
  • Kaynaklara erişimin engellenmesi



KADIN MÜLTECİLERE ÖZEL KORUMA GEREKTİĞİNİ İSPAT EDEN ARAŞTIRMA SONUÇLARI

  • Güney Afrika’da her 83 saniyede, bir kadının ırzına geçildiği tahmin edilmektedir; böylesi 20 vakadan yalnızca biri polise bildirilmektedir.
  • 90 milyondan fazla Afrikalı kadın, sünnet veya başka biçimlerde genital organ tahribatı mağdurudur.
  • Bangladeş’de 1971 yılındaki silahlı çatışma sırasında Pakistanlı askerler tarafından 200,000 sivil kadının ırzına geçildiği tahmin edilmektedir.
  • Avrupa Topluluğu bünyesindeki bir durum tesbit ekibinin tahminlerine göre, Bosna’da çatışmanın başladığı Nisan 1992 tarihinden itibaren 20,000’den fazla Müslüman kadın tecavüze uğramıştır.
  • 1986-1997 yılları arasında aşağıdaki ülkelerde yapılan araştırmalarda görüşme yapılan kadınların %16 – 41’i yakın ilişkide eşleri tarafından fiziksel saldırıya uğradıklarını belirtmişlerdir: Kanada, Yeni Zelanda, İsviçre, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Kamboçya, Hindistan, Kore, Tayland, Mısır, İsrail, Kenya ve Uganda.
  • Tüm yetişkin kadınların %14.8’i gerçekleşmiş tecavüz mağduru olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca %2.8 tecavüze teşebbüs mağduru olduğunu belirtmiştir.
  • Büyük çoğunluğu Asya’da olmak üzere, çeşitli nüfuslarda hayatta olması beklenen en az 60 milyon kız, istenilerek oluşturulan cinsiyet-seçimli düşük, bebek öldürme veya ihmal sonucunda kayıptır.
  • Her yıl sınırlar arasında iki milyon kadının ticareti yapılmaktadır.





BARINAKLARDA YAŞANAN SORUNLAR


  • Mülteci kadınlar çok sıklıkla kamp tasarımının yetersiz olmasından kaynaklanan tehlikelerle karşılaşırlar; kadınların mahremiyetine imkan tanımayan toplu barınaklar; mülteci kadınların barındığı yerlere güvenli olmayan uzaklıklarda kurulmuş tuvaletler gibi temel hizmetlerin yerleri; yetersiz ışıklandırma sorunlardan bazılarıdır.
  • Geleneksel toplulukların bir araya gelmesi yerine birbirine yabancı kişiler bir araya getirilebiliyor,
  • Refakatsiz kadınlar tek erkekle aynı mekanda bulunabiliyor
  • Geleneksel mekanizmalar işlemeyebiliyor,
  • Kadınlar malzeme dağıtımında sorun yaşıyor,
  • Malzeme için uzun mesafeler yürümek zorunda kalıyor, bu uzun mesafelerde taciz, tecavüz vakaları yaşanıyor.
  • Sağlık, eğitim, beceri geliştirme ve gelir getiren faaliyetlere erişimde sorun yaşıyor.


PRATİK ÖNLEMLER


  • Mülteci kadınların özel koruma sorunlarına hassasiyet ve sağduyu gösterilmesi, kamp ve yerleşimlerinde ortaya çıkabilecek sorunların önlenmesine katkıda bulunabilir.
  • Kampların sınırlara yakın ya da güvensiz alanlarda kurulmasından kaçınmak,
  • Temel hizmet ve imkanların mülteci kadınların saldırıya maruz kalmayacakları şekilde düzenlenmesini sağlamak,
  • Mülteci kadınları kendilerini etkileyen konularla ilgili alınacak kararlara dahil etmek,
  • Üreme sağlığı da dahil sağlık hizmetlerine erişimlerini sağlamak ve yararlanıp yararlanmadıklarını gözlemlemek,
  • İşkence, tecavüz ve fiziksel ya da cinsel istismarın diğer türlerinin mağdurları başta olmak üzere, mülteci kadınlar için danışmanlık ve akıl sağlığı hizmetleri kurmak,
  • Mülteci kız çocukların eğitim konusunda erkeklerle eşit imkanlara sahip olmalarını sağlamak,
  • Beslenme durumlarını gözlemlemek,
  • Refakatsiz kadınlara kendilerine danışarak özel barınak sağlamak ve yeterli güvenliği sağlamak,
  • Şiddete açık kişileri belirlemek ve gerekli önlemleri almak,
  • Kadınların sosyal ve ekonomik gelişimini sağlamak,
  • Mülteci kadınların eğitim programlarına katılımı konusunda eşit imkanlara sahip olmasını temin etmek






MÜLTECİ KADINLARLA İLGİLİ ULUSLARARASI BELGELER ve BU BELGELERİN YARARLARI


  • İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948)
  • Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (1966)
  • Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmeleri(1966)
  • Kadınlara Karşı Şiddetin Tasfiye Edilmesine Dair Bildiri(1993)
  • Kadınların Siyasal Haklarına Dair Sözleşme(1952)
  • Evli Kadınların Uyrukluğu Sözleşmesi(1957)
  • Olağanüstü ve silahlı çatışma hallerinde kadınların ve çocukların korunmasına dair bildiri(1974)
  • İşkenceye ve diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezaya karşı sözleşme(1984)
  • Her türlü ırk ayrımcılığının tasfiye edilmesine dair uluslararası sözleşme(1965)
  • Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın tasfiye edilmesine dair sözleşme(1979)



Bu belgelerin yararları:



  • "Ayrımcılık ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet"i tanımlar.
  • Bu belgelerde mülteci kadınlar “şiddete açık hassas grup” olarak belirtilmiştir.
  • Bu bildiriler ile devletler kamuya açık alanlarda ya da özel alanlarda kadınlara karşı şiddeti tasfiye etmek ve cezalandırmak gibi önlemler almayı taahhüt etmişlerdir.
  • Kadına şiddetin kadınların hak ve temel özgürlüklerinin ihlali olduğunu belirtir.
  • Mülteci kadınların savunmasız gruplara dahil olduğu belirtilmiştir.
  • Devletler geleneksel, dini görüşlere sığınmamalı, tasfiye için gecikmeksizin bir politika uygulanmalıdır denilmiştir.















20.08.2009

Tecavüz Üzerine


Tecavüz bir kadına ne gibi zararlar verir?
Fiziksel zararları gün be gün iyileşecektir elbet. Ya ruhsal-zihinsel? Kadını kendinden bile tiksindiren, arındırılamayacağını düşündürten, sindiren, aşağılayan zoraki bir eylem. İnsanın önce kendi vicdan muhasebesini yapması gerekir oysa ki. Nasıl kıyılır da, zorla böyle bir zorbalık gerçekleştirilebilir ki bir insan? Karşısındakinin bir canlı olduğunu unutup da, nasıl gözü dönebilir?
Ya yasalar?
Bir kadın tecavüze uğradığında, eğer zanlı mağdurla evlenirse..... cezası hafifliyor!!! Buna yasada "etkin pişmanlık" deniliyor. Yaptığı şerefsizliği pişmanlık göstergesi adı altında hakime de inandırırsa vay mağdurum haline... Cinsel saldırıyı yapan şahıs mağdur ile evlenince 5 yıllığına cezası erteleniyor. 5 yıl sonra hala "evlilik birliği"! devam ederse cezai hüküm ortadan kalkıyor.!!!
(Neyseki son zamanlarda bu yasa kadına daha yardımcı olacak şekilde düzenlendi. Yeni yasada böyle bir indirim söz konusu bile değil.)
Ama geçmiş zamanda, sadece tecavüz değil zorla alıkoyma /kaçırma eylemlerinde bile bunlar söz konusu idi. Yani "erkek kadını zorla kaçırıp, alıkoyduğunda: bu eylemi evlenmek için yaptıysa cezasında hafifletici neden olarak görülebiliyordu!!!" Ya kadının isteyip istememesi?
Ah birde olayın şu boyutu da var. Bu tecavüzü gerçekleştiren birden fazla sanık var ise, aralarından birinin mağdur ile evlenmesi dahilinde; hem kendi kamu davası ve cezası düşer, hem de diğer tecavüzcülerin tamamının davaları ve cezaları... Bu nasıl bir mantıktır ki bir evlenme ile tecavüz suçu ortadan kalkar. Bunun kadına manevi işkence gibi olacağı hiç mi düşünülmemiştir. Sen kalk zorla tecavüze uğra, sonra aralarından birisi seninle lütfedermiş gibi evlensin, diğer sanıklar beraat etsin, senin hayatın zindan olsun, ailen toplumsal baskılar yüzünden bişiy diyemesin, sen suçluluk ve kirlenmişlik içinde bir gelecek kur. Bu mudur reva görülen...! Allah bilir tecavüzcüler, aralarından birisini kurban gibi seçmiştir!!!


Acı ama gerçek yaşlarımız kaç olursa olsun, tecavüze uğrayan bir kadın asla unutmaz. Üstelik bunları yaşatan şahıs / yada sahıslar serbest bırakıldı ise.....!!!


* Tirajikomik bir olay: Hırsızın bir tanesi tecavüz suçlaması ile gözaltına alınınca bağırmaya
başlar. "Ben tecavüzcü değilim, hırsızım" Nedenmi böyle bağırır... Cezaevlerinde tecavüzlerin
çoğu şişlenmektedir de ondan. Hemcinsleri tarafından!

19.08.2009

Önemli olan dış güzellik!


Güzel olma, bakımlı olma kaygısı insanlık tarihi kadar eski olan bir konu..Tanrı Havva'yı yaratırken, bir görev de yüklemiş sanırım ona..Göze de hitap etmesini emretmiş..O günden beri "güzel olmak yolunda " bitmeyen bir çile başlamış kadınlar için..

Çile diyorum çünkü kadınlar güzel olabilmek için o kadar çok zaman ve para harcıyor ki..Bunu kendisi için yapıyor olsa hiç yazmıyor olurdum bu yazıyı..Ama hayır, çoğunlukla kendisi için yapmıyor..Hemcinsleri için yapıyor, karşı cins için yapıyor, bir iş görüşmesinde avantajlı olabilmek için yapıyor, çevresinden takdir görmek için yapıyor vs vs..Hayatım boyunca güzel olabilmek için çabalamadım..Tek yaptığım şey bitmek bilmeyenler dietlerim belki de..Ama o da gerçekten kendimi iyi hissetmem için..Aynaya baktığımda genellikle memnun kalırım görüntümden..Kusurlarım yok mu? Elbette var..Koca bir burnum var mesela..Ama hiç bir zaman küçültmek gibi bir düşüncem olmadı..Olmayacağından da eminim..Makyaj yapmayı çok seven biri değilim mesela..Ama yaptığım zaman da sadece "kendim için" yaparım..Sevgilim, ya da çevremdeki insanlar için değil..İnsanların, özellikle de erkeklerin bana "güzelsin, çok hoşsun" vb. iltifatlarıyla havalanmam ama bunları neredeyse herkesten duyunca acaba ben o şanslı azınlıktanmıyım diye düşünüyorum..Şimdi "herkes bana güzelsin diyor" demek belki de iddialı ve oldukça ukalaca bir söz ama çoğunluktan duyduğum bu..Bu sözlerle şımaracak kadar zayıf bir karaktere sahip değilim zaten..Güzelliğin tek başına bir işe yaramadığını düşünür, önemli olan zekadır derdim..Ama bir süredir bunun tersini düşünmeye başladım..

Geçen hafta 2 iş görüşmesine çağrıldım..Başvuru da yapmıyorum, kariyer sitelerinde cvmi görüp arıyorlar..İki iş de bana uygun olmadığı için kabul etmedim. Fakat görüşmelerde şunu farkettim ki, sadece dış görünüşüm yüzünden çağrılmışım bu görüşmelere..Tamam ortada "prezentabl" gerçeği var..İşverenin göze hitap eden birini işe alması gerekliliğini anlarım ama bu işler de modellik değil sonuçta..Görüşmede karşımdaki insanların söylediği şu "cvniz gayet güzel ve dolgun, dış görünüş olarak da kriterlerimize uygunsunuz" bu söylendiği anda, aklıma gelen ilk şey cvme değil, yalnızca fotoğrafıma bakıp çağırdıkları düşüncesi..Öyle değildir belki de ama, öyle hissettim ben..

Bir kadının sadece güzelliği ölçüsünde toplumda yer bulduğunu düşünmeye başladım artık..Çünkü bu güzellik olgusu o kadar çok beyinlerimize sokuluyor ki..Kadın hep bakımlı olmalıdır, kılı tüyü olmayacak, saçları hep yapılmış olacak, pür makyaj olacak vs vs. Bu öylesine beynimize sokulmuş ki, güzellik olgusuna bu kadar önem verilmesine hep karşı çıkan ben bile, biraz çirkin, kilolu bir kadın gördüğümde onun için üzülürken buluyorum kendimi..Şimdi çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır geyiğine hiç girmeyelim lütfen..Şu bir gerçek ki bazı kadınlar ne kadar uğraşsa da güzel olamıyor..Güzel olmadığının farkında olan kadın, geri çekiyor kendini..Soyutluyor pek çok şeyden..Çünkü toplum, kadından güzel olmasını bekliyor..Her gün güzelleşmek için yeni bir ürün çıkıyor..Herkeste 36 beden olma çabası..Çünkü 38 beden çirkindir..Öyle bir hale gelmiş ki bu güzelleşme sektörü, 18 yaşındaki bir kız bile estetisyene gidip botox yaptırabiliyor..O yaşta zehir enjekte ettirebiliyor yüzüne..Hep daha güzel olmalı çünkü kadın, hep daha bakımlı, hep daha zayıf..Başka türlü kabul görmüyor çünkü toplumda..Hatta herkesin beğendiği ünlü bir kadına, "bence güzel değil" deme şansı bile olamıyor..Sen kendine dön bir bak deniyor ona, ya da kıskanç damgası yapıştırılıyor hemen..

Bakımlı olmak için çabalayan pek çok erkek de var ama yine de erkeğin göbeklisi, kıllısı kabul görebiliyor..Türk kası gibi bahaneler bulunuyor hatta koca göbeklerine..Ama kadınlar için durum çok farklı..Biraz kıllı olsun kadın, hemen dalga konusu oluyor, iğrenç oluyor..Biraz poposu büyük olsun, şuna bak koca popolu, yarım dünya vb. acımasız eleştirilerin odağı olabiliyor..Bakımlı olmak adına makyajı biraz fazla kaçırsa bu sefer de palyaço, boya küpüne batmış diyerek eleştiriliyor..Kadın ne yapsa, birilerinin eleştiri odağı olmaktan kurtulamıyor..Bunu sadece erkekler yapmıyor tabiiki, hemcinsleri de fazlasıyla eleştiriyor kadınları..Hatta daha da fazla..

Kadın zaten bir meta olarak kullanılıyor çoğu zaman..Reklamlarda çıplak kadınlar, bir yere dikkat çekmek için güzel kadınlar kullanılıyor..Başta da söylediğim gibi Tanrı kadını yaratırken güzel olma, dikkat çekme görevi yüklemiş ama hepsini aynı güzellikte yaratmamış işte..Tüm kadınlardan aynı güzelliği beklemek, o güzelliğe göre toplumda bir yer edindirmekse kelimenin tam anlamıyla "haksızlık" oluyor.. Önemli olan iç güzelliktir sözü ise bu zamanda tam bir "masal" oluyor..Hepimiz biliyoruz ki bu zamanda önemli olan yalnızca dış güzellik..

*Bu yazı daha önce http://birdelidennagmeler.blogspot.com adresinde yayınlanmıştır.

17.08.2009

Annemin Bana Biçtiği Hayat

Arkadaşım hamile. İkiz bebeği olacak. Onun hayatına bakıp ailemin bana sunmak istediği asıl hayatı görüyorum. Aile yapılarımız benzer, aynı lanet yerde yaşıyoruz, herkesin beklentisi aynı bizden ve şimdi onu izleyerek ne olmayı reddettiğimi görüyorum.

Canınız acısa da sırf sonunda mutlu olmak ve mutluluğunuzun/mutsuzluğunuzun sorumluluğunu tek başınıza taşımak için yorulmadan yürümeye devam eder miydiniz?
Ben ediyorum.

Yasemin.. 23 yaşında. Bundan 5 sene önce evlendi. Düğününe gitmedim, ne önemi var ki. Yasemin'i seviyorum ama neden sevdiğimi bilmiyorum, galiba acıyorum ona. Ne enteresan, eminim o da bana acıyordur.

Ailesi benden başka kimseyle görüşmesine izin vermezdi. Tanınmış bir aileydik, büyükbabamı babamı herkes tanırdı, bir tek bana güveniyorlardı. Bu bana en başından beri komik geldi. Evcilik oynar gibi gidiyordum onu görmeye, çünkü dışarı çıkmamız uygun değildi. Genç kızlara yakışır şekilde pasta yapıp çay demleyip misafir ağırlamalıydık. Birkaç kez bu saçmalıkları göze alıp gittim evine. Pasta yedik, çay içtik, dantel ördük; annesi hep başımızdaydı. Çeyizden bahsedildi bu konuşmalarda, eğitimden değil. Sıkılıyordum ama bir yandan da hangimizin anormal olduğunu düşünüyordum. Normal var mıydı, o mu ben mi, normal ne ki?

Omuzları çöküktü, memeleri gözükmesin diye sanırım. Dik yürüdüğünü hiç görmedim, sesi de hiç çıkmazdı. Oysa kısacık zamanlarda da olsa çok güzel kahkaha attığına şahit olmuştum.

Çok güzel bir kızdı, lisede ona hayran erkek çoktu, bir gün kız kıza konuşmalarımızda -annesiz bir arada- onu sınıfta gizlice dudaklarından öpen erkek arkadaşından bahsetmişti bana. Sonra ben yapamıyorum deyip ayrılmıştı hatta bir hafta sonra. Lise bitti, üniversite sınavına girdik birlikte, kazanamadı. Kazansaydı her şey değişirdi ama olmadı. Zar zor bin türlü kontroller ve bekçiler eşliğinde enişteleri tarafından dershaneye yollandı. O sene de olmadı. Sonra dikiş kursuna gitmeye karar verdi. Başı önünde yürüdü hep görüyordum onu, "Yetişkin olmalıyım." diyordu yürüyüşü. Bir gün biri beğenmiş, ailesi incelenmiş, "Yasemin'in hareketleri ve ailesi bizim ailemize uygun" kararı çıkmış. İstemeye geldiler, söz kesildiğinde ben de oradaydım, yüzümün asıklığını kıskançlık zanneden insanlar arasında. Müstakbel damat zengin ve köklü bir aileden geliyordu, temiz yüzlü efendi bir çocuktu, 30'lu yaşlarındaydı.

Yasemin, evini kendi döşemedi. Kendini o kadar çok inandırmıştı ki, onlar ne yaparsa doğrudur'a.. Her şeyi müstakbel kayınvalidesi ve müstakbel görümcesi seçti, Yasemin'in evini onlar döşedi. Yasemin, hep sessizdi. Yasemin'in önce dişlerini yaptırdılar, çürükleri dolguyla kapattırdılar, sonra saçı boyandı -hani şu yeni gelin rengine-, sonra çeşit çeşit kıyafetler alındı hepsi damadın ailesi tarafından seçildi çünkü Yasemin artık onları temsil ediyordu, bilmem ne ailesinin geliniydi artık o.

Yasemin'e ayrı bir ev açtılar, sebebi: ayrı ev açacak güçleri yok demesin elalem.. Oysa birlikte yaşıyorlardı, ayrı ev dedikleri alt kattı ve evlerine sadece uyumak için gidiyorlardı eşi ve Yasemin.

Yasemin'in bebeği olmadı, bir sürü tedavi geçirdi 5 sene içinde. Hep görürdüm annesiyle yan yana, eşi değildi ki yanındaki, annesiydi. Yasemin o tedavilere annesiyle gitti. Eşi neredeydi?

Şimdi hamile Yasemin.. Yüzü buğulu bakıyor. Sorsan çok mutlu ama ben görebiliyorum hayatındaki eksikleri, o değil. Hep şükrediyor, böyle köklü bir aileye düştüğü için, "Hiçbir şeyimi eksik etmiyorlar, her şeyim var." deyip seviniyor. Annesi de mutlu, zengin bir ailede yaşıyor kızı. Herkes mutlu, sanırım bir ben mutlu değilim.

Çünkü onunla görüşemiyorum, her istediğimde "Kayınvalideme sorayım" cevabını alıyorum. Kapı eşiğinde çekirdek çitleyip kız kıza konuşamıyoruz çünkü iyi aile kızlarına yakışmaz bu, hele hele gelinlere asla yakışmaz. "Bir yerlere gidelim, bir yerde oturalım", "Yok, evde pasta yaparım, sen gel, ben çıkamıyorum."

Yanımda okulumdan bahsedemediğim bir arkadaşımın olması ne kötü.. Ve sevgilimden bahsettiğimde canımın yanması. Ben severek, sevilerek anlatıyorum ama o acıyor, "Ben mutlu bir evlilik yaptım ama sen..." bu bakışı görüyorum ve evet canım yanıyor. Canımın yanma sebebi Yasemin'in bana acıması değil, hiçbir şeyin farkında olamaması.

Yasemin, buradaki bütün kız annelerinin istediği gibi bir hayat yaşıyor, annemin benim için istediği hayat da buydu. Ama olmadı, ben bunu istemedim. İstemiyorum'u sahip olamamaktan zanneden insanlarla aynı yerde yaşıyorum, anlatamıyorum onlara istediğim hayatı.

Benim seçtiğim hayat bu değil. Başkalarının yönlendirmesiyle olmamalı benim hayatım. Çalışmalıyım, kazandığım parayı harcamalıyım, kimseye muhtaç olmadan. Dimdik yürümeliyim sokakta, memelerimden utanmadan. Aşık olmalıyım, aşktan evlenmeliyim, çocuğum olacaksa aşktan olmalı. Evimi kendim döşemeliyim. Dağıtmak istediğimde dağıtabilmeliyim evi. İstediğim kıyafetleri seçip giyebilmeliyim. İstediğim zaman arkadaşlarımla görüşebilmeliyim. Saçımı ateş kızılına boyatabilmeliyim, kırmızı oje sürmeliyim uzun tırnaklarıma. Kendi seçtiğim hayatı yaşamalıyım.

Bazen anne sözü dinlememek lazım.