9.06.2011

Kapatılan Bakanlık..




"Kadınla erkek birbirinin tamamlayıcısıdır, eşit olmaları mümkün değildir" sözlerinin sahibi Başbakan Erdoğan, bakanlıklarda yapacağı değişiklikle ilgili Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nın  kaldırılarak yerine "Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı" kurulacağını açıkladı. Bu arada Başbakanlığa bağlı 1991'den beri kadın politikalarının oluşturulmasında önemli işlev gören Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) de kapatılarak "Kadın ve Aile Genel Müdürlüğü"ne dönüştürülecek.

Durumun olumsuz bir gidişat olduğunu dile getiren 65 kadın örgütü ve insiyatifi  Başbakan Erdoğan'a gönderdiği açık mektupta ise "Tırnaklarımızla kazıyıp edindiklerimizin sessizce yok edildiği sabahlara uyanmak istemiyoruz" derken hükümetin Kadın sorunlarının gözardı ederek kadınları birey olarak kabul etmeyip, ısrarla 'aile' bir ferdi olarak gösterme gayretini karşı çıkıyor. Kadın örgütleri, bakanlıklarının kaldırılmasının, hükümetin kadını, anne, eş, bacıdan ibaret gördüğünün göstergesi olduğu görüşünde birleşiyorlar.


KADIN BAKANLIĞI KALDIRILMASIN İMZA KAMPANYASI

Bakanlığın değiştirilmemesi için imza kampanyası başlatan platform üyesi kadınlar, ''günde en az 5 kadının öldürüldüğü, kadınların Mecliste ve karar mekanizmalarında yok  denecek oranda temsil edildiği, yoksulluk, eğitim, sağlık gibi kriterler açısından dünya sıralamasında sonlarda yer alan bir ülkede'' kadın-erkek  eşitliğini sağlamakla görevli önemli mekanizmalardan birinin kaldırılmasının kabul  edilemez olduğunu söylüyorlar.

Başlattıkları imza kampanyasıyla bakanlığın isminde kadın kelimesinin en başta yer alacak şekilde oluşturulmasını isteyen, bakanlığın, aileden bağımsız olarak kadın-erkek eşitliğini sağlamakla görevli icracı bir bakanlık olarak yeniden düzenlenmesini talep eden kadınlar, topladıkları imzaları Hükümete ve Meclisteki tüm partilere iletmeyi amaçlıyor.

KA.DER BAŞKANI ÇİĞDEM AYDIN

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği  (Ka.Der) Genel Başkanı Çiğdem Aydın, icracı bir kadın bakanlığı beklerken  var olan kadından sorunlu devlet bakanlığının  kaldırılmasına  son derece kızgın ve canının sıkkın olduğunu belirtti.

Çiğdem Aydın, Devlet Bakanlığı'nın kapatılmadan önce bir imza kampanyası başlatttıklarını hatırlatarak şunları söyledi:

"Üç bin küsur imza toplandı. Başbakan Müsteşarına ilettik. Başbakanlığa mektup yazdık.  Böyle bir karar alınırken görüşümüzün alınmış olması gerekirdi. Seçime 3 gün kala böyle bir düzenlemeyi doğru bulmak mümkün değil. Dayatma olarak algılıyoruz. Bakanlık adından 'kadın'ı kaldırmanın sakıncası var. Adı Kadın, aile ve sosyal politika bakanlığı olarak değişseydi elinmizden geleni yapardık, desteklerdik. Kadını yok sayan bir anlayışın göstergesi. Kadınlara ilişkin hak temelli taleplerimizin görmezden gelineceği kaygısını taşıyoruz. Kadınların yurttaş olmakla, birey olmakla ilgili sıkıntıları var. Kadın sorununu ailenin unsuru olarak görerek çözmek mümkün değil."

TKDF AÇIKLAMASI

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu'ndan yapılan açıklamada ise; Hükümetin kadına ilişkin düzenlemelerin toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için yıllardır mücadele veren kadın örgütlerinin görüşü alınmadan yapmasının, "kadını birey olarak görmek istemeyen ve aile içine hapseden iradenin " bir ürünü olduğuna dikkati çekti. Avrupa Konseyi tarafından hazırlanıp imzaya açılan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve bunlarla Mücadele Sözleşmesi'nin takibi konusundaki kararlılıklarını kamuoyuna duyurmak ve seçim sonucunda oluşacak yeni Meclisin açılış haftasında "çocuk ve kadınların maruz kaldığı taciz ve cinayetleri protesto etmek" amacıyla TBMM önünde yapılacak eylem için bir deklarasyon yayımladıkları ifade edilen TKDF'nun açıklamasında,  bu bağlamda hükümetten acil yanıt bekledikleri ifade edildi. *


8.02.2011

Bir Kadın Öldüğünde, İnsanlık Ne Kadar Ölür?

Gelin size Trajikomik bir olay anlatayım:
"Hırsızın bir tanesi tecavüz suçlaması ile gözaltına alınınca bağırmaya başlar.
-"Ben tecavüzcü değilim, hırsızım"
Neden mi böyle bağırır?
Cezaevlerinde tecavüzcülerin çoğu şişlenmektedir de ondan. Hem de hemcinsleri tarafından!"

*******

Günlerdir okuyoruz. Yazarlar birbirlerine "sen bunu dedin", "ben de sana şunu soruyorum", "bak şu konuşana" hesabı ölmüş bir insanı tenis topu yapmış, atışıp duruyorlar. Yukarıda ki hikayeyi, bu nedenle örnek gösterdim birazda... Bu aralar erkekler, düşüncede ikiye ayrılmış gibiler. Suların biraz soğumasını bilerek bekledim. Rahmetli Defne Hanım bilmeden bizlere kadın olmanın ne demek olduğunu karamizah gibi gösterdi. Eminim hepimize şu soruyu tekrar sordurdu:
"Ülkemizde kadın olmak ne demekti?"

*******

Geçtiğimiz pazar günü NTV yi izleyen oldu mu bilmiyorum. Gerçek Orada bir Yerde isimli programda Kadının Toplumdaki Rolüne ilişkin bir çok konu konuşuldu. Mesela gelin şu tabloya bir daha bakalım:
"Dünya Ekonomik Forumu’nun her daim aksatmadan hazırladığı “Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği” raporunun 2010 yılı rakamına göre: Kadın-erkek eşitliği konusunda Türkiye 136 ülke arasında 126. oldu. Eni konu 10 ülkeyi geride bırakabilmişiz.." (Bu tablonun diğer maddelerini ayrı bir konuda işleyeceğim)

*******
Türkiye sınırları içerisinde kadın olmak nedir biliyor musunuz? Kadın olmak birazda, başkalarının değer yargılarının altında ezilmektir.

Herkesin her şey hakkında fikir sahibi olduğu günümüzde; kronik bir yalnızlığın pençesinde bir ömür tüketen sözde yetkin hayat guruları, yataklarından kalktıklarında yeni güne huzurla mı başlıyorlar merak ediyorum. Yoksa çirkince iddialarla, o kişinin yaşadıklarını bilip bilmeden, üstelik o gün cenazesi kaldırılacak bir ölünün arkasından sarf edilen kelimelerin, ufacık bir pişmanlığını duyuyorlar mı mesela? Yoksa halen her kelimelerinin arkasındalar mı?

*******
Kadın olunca birazda ne olur biliyor musunuz? Biri tutar, biri vurur, biri çiğ çiğ yer! Bunu gören diğerleri kurtarmak için çaba sarfedemez, sadece bakar ve susar.

O yazıları yazanlar ile içeriğinin anlatmak istediğini destekleyenleri, bir insanın yaşamını bilip bilmeden yaftaladıkları için saygı duymamı kimse benden beklemesin!
Velev ki, H. U. ve onun gibi düşünen insanların saygısını kazanmaya ihtiyacım yok benim.

*******
Kadın olmak birazda nedir biliyor musunuz? Bir kadının içine girince adam olunuvermesi, adam hissetmesidir diğer cinsin!

"Kadın olmak" nasıl anlatılır? Geleneklerimize göre bir ölünün ardından kötü konuşulmaz. Sadece ölü diye değil üstelik.. Dinimize göre ise bir insan hakkında gıybet edilmez. Bunlarıda boşverin dünya üzerindeki hiçbir kadın; bir aşkı, cinselliği, ilişkiyi yaşadığı için, başka kuramlara dayanılarak yargılansada, küçültülemez. Saygının ölçüsü bu değildir. Saygı yataktan geçmez!

Kötülük nedir biliyor musuz?
Önünde 'rol modeli' olarak yazan kaypak adamların var olduğunu bildiğin bir dönemde büyümek ve büyütmek mi?
Yoksa organ mafyalarının, rızan dışında vücudundan ciğerlerini alıvermesi mi?
Sahi sokakta kaç kadın kan kaybından ölüme terk edilmiştir?
Kaç anne; kızlarının sırf parasızlık uğruna yaşlı adamlara peşkeş çekildiğini sessiz çığlıklarla izlemiştir?
Yoksa o yazarların yazdıklarını okuyarak, organ mafyalarının eline bile düşmeden kan kaybından ölmesi midir insanlığın?

H.U. olarak yazan sözde yazarın bir cümlesini kendisine şifa niyetine yutmasını istiyorum ben.
"Bir zamanlar aşka düşülürmüş."
Doğrudur!
Ama sözde varsayım bile olmayan iddaalarla insanlık bu derece düşürülmezmiş!

Sahi bırakın bir kadının ölmesini, insanlık ölünce ne olur?

24.12.2010

Duyuru / Kadın Girişimcisi Yarışması

Garanti Bankası, KAGİDER ve Ekonomist Dergisi’nin ortaklaşa düzenlediği ve bu yıl 5.si gerçekleştirilecek olan 2011 Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’na başvurular başladı.


Yarışmaya Son Başvuru Tarihi: 30 Mart 2011

Ödül Töreni: 2 Haziran 2011

Kadın Girişimci Yarışmasına Başvuru Koşulları:

* Türkiye’de yaşıyor olmak
* Firma/şirketinde hakim ortak olmak yani çoğunluk hissesine sahip olmak.
* Firma/Şirket cirosunun yıllık olara 25 Milyon TL.nin altında olması gerekmektedir.

Yarışmada 3 ana dalda ödül verilecek. Bunlar;
Türkiye’nin Kadın Girişimcisi (Ödülü:20.000TL.),
Türkiye’nin Gelecek Vaat Eden Kadın Girişimcisi(Ödülü: 15.000TL.)
ve Türkiye’nin Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimcisi(Ödülü:15.000TL.).

Özellikle bu 3.ödül alanı seçimini çok başarılı buldum ve büyükşehirler dışındaki alanlardan da kadın girişimci katılımının bu sayede artacağını düşünüyorum.

Ödül ve yarışmayla ilgili daha detaylı bilgiyi ve katılım için başvuru formunu, Türkiye’nin Kadın Girişimci Yarışması’nın web sitesinde görebilirsiniz.

www.kadingirisimciyarismasi.com

21.10.2010

İz Bırakmadan

İz bırakmak denince aklınıza ne geliyor?

Dünyada geçen sayılı günleriniz içinde ardınızda bıraktığınız birkaç mektup, biraz fotoğraf, sanal dünyanın sosyal paylaşım platformlarında paylaştığınız kısa günceleriniz, yaratıcı yönünüz güçlüyse ve şanslıysanız tanınır imzanızla süslü resimler, kitaplar ya da filmler, hayat izin verirse güzel bir evlilik, çocuklar, torunlar, mutlu ve mutsuz ilişkiler, dostların kulağına küpe olacak birkaç bilge cümle, hayatınıza değen birileriyle paylaşılmış ortak anlar mı?

Dışarısı yağmur çamura bulanmışken sırılsıklam evinize girdiğinizde, paspasın silmelere yetmediği çamurlu izleri antredeki kilimin üzerine bulaştırmak mı?
Gerçek ve mecaz anlamlarıyla, iz bırakmanın yaşama farklı yansımaları mı?
Bu kadarsa, şanslısınız.

Abu Dabi’li ya da Dubai’li bir kadın olsaydınız, kocanız sizi ve çocuklarınızı “terbiye etmek” için fiziksel şiddetle cezalandırdığında, bir yandan içiniz kanarken, “dışınızda” da bu darp anının kanlı izleri kalmış mı, bu izleri sürerek hukuki hakkınızı arayabilir misiniz diye düşünüyor olabilirdiniz.
(Birleşik Arap Emirlikleri Federal Yüksek Mahkemesi, bir erkeğin, karısını ve yetişkin olmayan çocuklarını "iz bırakmadan" dövebileceğine hükmetti.)

Pakistan’lı bir genç kız olsaydınız, gönül düşürdüğünüz adamın kalbinde bıraktığınız izler, onun sizi, ama sadece sizi seçerek evlenmesine yetmediği için, aileniz kaderinizle ilgili başka planlar yapmış olduğu için, şeriat hukuku öyle uygun gördüğü için, düğün gününüzü, evinizi ve yaşamınızı bir başka gelinle daha paylaşmak zorunda kalabilirdiniz.
(Pakistan'da iki aşkı arasında kalan ve hangisini tercih edeceği konusunda bir türlü karar veremeyen genç, sonunda aynı gün iki aşkıyla birden evlendi.)

İran’lı, İngiltere’de yaşayan bir kadın olsaydınız, kocanız, siz akla gelebilecek onlarca sebeple onunla birlikte olmak istemediğiniz bir gün, size zor kullanarak tecavüz etseydi, siz bunu hukuken suç sayan bir ülkede yaşıyor olmanıza rağmen, hangi akla hizmetse 2 yıldır Müslümanların ağırlıkta olduğu 5 büyük kentte şeriat mahkemeleri de resmi karar organları olarak görev yapıyor ve konuya ilişkin sizi suçlayan fetvalar veriyor olduğu için, boynunuzu büküp dudaklarınızı ısırarak, acıtılarak, “helaliniz” tarafından tecavüze uğramaya devam edebilirdiniz.
(İngiltere’deki İslami Şeriat Konseyi Başkanı Şeyh Malana Ebu Sayid, evlilik içi tecavüzün suç kapsamına girmeyeceğine ilişkin fetva verdi. Ebu Sayid, cinsel ilişkinin evliliğin bir parçası olduğunu söyleyerek, eşleri tarafından tecavüze uğradığını iddia eden kadınları yalancılıkla suçladı.)

Ben Türkiye’li bir kadınım. Bir yandan güçlü, geniş, derin, özel, çağdaş bir medeniyetin; öte yandan kararsız, yüzünü hangi yöne çevireceğini bir türlü çözememiş, karanlığın kıyısında duran bir coğrafyanın kızıyım.

İz bırakmak aklıma sadece sanatsal-yaşamsal dokunuşları, bir de yağmuru getiriyor diye şükran duyan, güçlü ve özgür duruşum; hümanist, feminizan, bilinçli aklımla çarpışınca yerle yeksan oluyor. Derin bir empati ve acıma duygusu, yükselen bir feryat gibi gündemle beslenen bir endişeye dönüşüyor.

Bu endişeli pencereden bu dehşet haberlere, haberlerin çeşitli gazetelerin internet sitelerinde okurlar tarafından yorumlanışına bakınca, rahatlamak şöyle dursun, şekilci yaklaşımlardan daha da irkiliyorum.

Bu haberlerin istisnasız tümünün altında, haberin insani boyutunu hiçe sayan yorumlar, haberin kendisini unutup, birbirinin yaşam biçimine sataşmalar almış gidiyor.

Birileri, bu haberleri açıklamaktan fersah fersah uzak bir tepkiyle, “türbana evet derken düşünecektiniz”lerden, diğer birileri, laiklik yandaşlarının şeriat hukukuna karşı çıkarak nasıl korkunç günahlara davetiye çıkardığından dem vuruyor.

İnanç ve erdemin ne kadar hoyratça tüketildiğini, yılların kötü yönetimiyle iyice azdırılarak nasıl dünyevi simgelere indirgendiğini düşünüyorum.

Özenle itildikleri uzak kutuplarda rüzgarları eken ekene...Bilmezler mi ki bu topraklarda rüzgar ektirenler şerbet içerken, rüzgar ekenler fırtına biçiyor?

Yazan: Eliza Doolittl
Kaynak:

19.08.2010

Cinsel Taciz ve Basit Tehdit

2005 yılında yaklaşık bir ay süren ve zaten uygunsuz bulduğum telefon sapıklığı sınırlarını dahi aşan bir şekilde hem ev hem cep telefonumdan taciz edilmelerim üstüne İzmir Adliyesine gidip şikayet dilekçesi veriyorum... Kişi kimdir bilmiyorum...
Aradan 5 yıl geçiyor ve İstanbul'da evimin bağlı bulunduğu bölge karakolundan bir telefon alıyorum; 'Hakkınızda tutuklama emri var, mahkemeye gitmeniz gerekli" diye...
Ben bir panik soluğu söz konusu mahkemede alıyor ve öpreniyorum ki 5 yıl önceki şikayet dilekçesi ile ilgili olarak ifade vermem gerektiği için tutuklama kararı çıkmış hakkımda...
Taciz ve Tehdit ediliyorum diye yapılmış bir başvurunun sonucunu 5 yıl sonra alıyorum yani...
İfade veriyorum .. Kişinin kim olduğu saptanmış, ismi tanımıyorum.. İfade verirken diyorum ki "Güvenliğim açısından şimdiki telefon ve adres bilgilerimin karşı tarafa bildirilmemesini talep ediyorum"... "Olmaz" diyorlar..."O zaman sadece iş adresimi kullanalım" diyorum, "tamam" cevabını alıyorum...
Aradan 1 ay geçiyor dava sonuçlanmış karar gelmiş evime... Kişi bugün hala İstanbul'da Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuda çalışan bir personel...ve Cinsel Taciz ve Basit Tehdit" suçlarından yaklaşık olarak 4500TL ceza almış...
5 yıl sonra da olsa yine de güzel bir haber diye düşünüyorum.. Kadın olduğum için maruz kaldığım bu durumu cezai bir yaptırımı olması sevindirici...
Ancak;
kararda bütün kütük bilgilerim ev ve iş adresim ve yeni telefon numaramda yazılmış....
Ve telefon sapığı bu karar aracılığı ile evime geliyor, iş yerimi arıyor... ve savcılık bana güvenliğinizle ilgili sıkıntınız varsa bir daha başvurun diyor...
*ne için başvurmalıyım;
* tehdit ve taciz suçlarından suçlu bulan mahkemenin kendisi olup hedep gösterir gibi karşı tarafa benim bütün bilgilerim verildiği için mi?
*ataerkil zihniyetin yetiştirdiği kişilere kadına bunu yapma hakkını meşru kalan toplumsal yapı için mi?
*adamla uğraşıyormuş gibi olup daha fazla kendi can güvenliğimi riske atmak için mi?

herşeye rağmen bunun iyi bir gelişme olduğunu düşünüyor ve başınıza böyle bir olay gelmesi halinde buna izin vermemenizi tavsiye ediyorum....

Hoş'a Yakın Kalın.:))