30.07.2009

Bekaret

Kızların hep bir zarı vardır.
Namusun timsali...
Hani topluma temizliğini bununla gösterirsin falan.
Kaybedersen tüm hayatın boyunca suçlu kalırsın.
Kendini koruyamamışsındır.
Küçük görünürsün.
Namussuz, bencil bir insansındır.
Kendi seviyeni, değerini düşürmüşsündür.
Çünkü o zar, bekaret dediğimiz kavram;
  • Lekelenir!
  • Kaybedilebilir!
  • Delinir!
  • Yırtılır!
  • Bozulur!
Önemli(mi)dir...
Önemsenli(mi)dir...

Kişiye göre değişir elbet. Ama bu asla karşıdakini rencide etmek, öldürmek, sövmek, dövmek, aşağılamak, değer yargılarını sorgulamak için bahane olarak kullanılamaz!! Bu insanlık dışıdır işte. Karşındaki bakire değil diye onu suçlarken kendin nasılsındır? Bir de bunu hemcinslerimiz de yapar arada... Milletle yiyişip yiyişip aa bak o kız bakire değil derken, sen ne kadar namuslusun? diye sorsan apışıp kalacaklardır eminim. Ya da kendi kızlarına bakmayan anne - babalara ne demeli? Her kuşak bir sonrakinin namusunu bu zara göre mi sorgulayacak? Bırakın isteyen kendisine nasıl doğru geliyorsa o şekilde yaşasın bunu. Kimse kimseyi aaa bakireymiş namuslu imiş deneyimsiz diye yargılamasın. Ve yine kimse bakire değilmiş namussuzmuş demesin. Özgür irade burada başlar.

* Münevverin cinayetinde, gördük toplum düşüncelerini!!! "bakire olsaydı hak etmiş olacaktı garibim"
* 2009 a girerken doğalgazdan dolayı zehirlenen öğrenciler hakkında da aynı itham ve suçlamalar yapıldı...
* Onca töre cinayetleri işlendi. Değer miydi?
* Yasemin Ç.' yi hatırlayan var mı aranızda bilmiyorum. Bunu töre kısmında işlemeyi düşünüyordum ama konu ile de ilgili. Sevgili Yasemin, eniştesinin tecavüzüne uğrar, kürtaj olur ve kızlığını diktirir. İmam nikahı ile zorla evlendirilir. Bakire çıkmadığı için evine geri gönderilir. Askerden gelen abiside silahla öldürür... Ne diyeyim şimdi ben. Hala bakireliği önemseyen zihniyete.

Ellerinden gelse tecavüze uğramasının suçunu da kıza yıkıp kız hak etti diyecekler. Acaba kendi kızlarının, kardeşlerinin başına böyle bir iş gelse, hak etti o... diyecekler midir??? Bakireliğini bu şekilde kaybeden bir kızın hissettikleri hakkında bir empati kurar mısınız? Kızcağız hem zorla bu olayı yaşayacak, bir de üstüne hem ailesi hem toplum hem de ilerideki evleneceği insan tarafından suçlanacak ha??

Ben küçükken; annemizin "aman" ile başlayan sıkı tembihleri arasında iken, adı zar ya, böyle soğan zarı gibi bir şey herhalde derdim kendimce. Birisi gelecek o zarı delip geçecek, ben de acıdan öleceğim, bayılacağım zannederdim. O çocuk aklıyla dinlerken nasıl gerilir insan, o Türk sinemasındaki haller falan, kadından "ımmggg" gibi bir ses ya da çığlıklar çıkar, göz korkuturlar. Annem karşıma oturup da bak kızım bu böyledir regl dönemleri böyle olur, o zar dediğimiz aslında budur diye hiç anlatmazdı. Tabu kelimesi gibiydi o senelerde bu sözcükler. Ben böyle soğan zarı, balon patlağı derken çat pat arkadaşlar ile araştırıp, konuşa konuşa öğrendim. Sonra teoriyi bırakıp, pratiği öğrendik bir şekilde. Hoş ben pratiklediğim insan ile evlendim. Ama böyle olmayabilirdi de...

Benim kızdığım; Herkesin özgür iradesi ile yaşadığı şeylere saygı duyulmalı.
Kişiler ne zaman kendilerini hazır hissederler ise o zaman yaşamalı. Sonradan kendileri de dahil kimseyi suçlamamalı, suçlanmamalı!!
  • Oğlum kadınları becersin, kızım kırsın dizini otursun mantığındaki insanları kınama benimkisi.
  • Elini yıka geç meselesi değil ki bu. Neyin kiri? Hangi kir Allah aşkına!!
  • Türkiye'de kaç erkek evlendiği kadın bakire çıkmadı diye boşandı? Düşünün!
  • Kaç kadına bakire olmadığı için orospu dendi?
  • Erkekler evlenmeden önce birçok kadınla birlikte olmak isteyip, evleneceği kadının "temizliğini" bekaret ile ölçtü?
  • Ya kaç kız bakireliği gözlerinde büyüten ailesinin baskısı altında intihara sürüklendi?

Bir tavsiye:
Eğer ülkemizde bu bakirelik kavramı, farklı ülkelerde de çok değişik biçimde yüzünü gösteriyor. Geçenlerde bir kitaba rastladım. Adı "Yitik masumiyet" Okunası, okunmalı...

Bir bilgilendirme:
Kimse sizin onayınızı almadan sizi bakire misiniz diye hastaneye götüremez. Yasalarda bile bu böyledir. Kimsenin, bu aileniz bile olsa böyle bir genital muayene için zorlamasına imkan tanımayın. Lütfen...

  • MADDE 287. - (1) Yetkili hakim ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen veya bu muayeneyi yapan fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

27.07.2009

Ensest

Birkaç gün önce şu haberi okudum. FF de de tartışılması yapıldı. Kırmızılı da çok güzel değindi bu konuya Kadınlar Yazıyor'da.

Benimse aklıma bu gibi olaylarda; ensest deyince illa biyolojik mi olması gerekir sorusu geldi. Arada kan bağı olmadan, bu olayın tarafları ensest olarak görülebilir mi?. Bence evet. Görülmelidir de.

Düşündüğünüz de aslında ne kadar kötü bir durum bu... Tabi ki hiçbir zaman avutucu değil ama senelerce aileden gördüğünüz, güvendiğiniz birinin size bunu rıza dışı yaşatması... Ama bu dışarıdan tanımadığımız biri olunca daha kolay unutuluyor, ne derseniz deyin.... Ve görüp bakın ki; her zaman bir travma bir diğerini meydana çıkarıyor. Benzer bir olayın anlatılması veya psikologa başka konularda gidilip, geçmişteki olayları anlatılması gibi. Sanıyorum bu orandaki istatistiklerde, gerekli bilgileri verir çok yakında bize. Aile içindeki "rıza dışı" ensest ilişkilerinde şahsın kendisini geçin, ailesi bile suçlar onu. Çünkü onun kocası, abisi, kardeşi, yeğeni vs. si yapmaz öyle şeyler. İftira attığınızı zannederler. Konduramaz çünkü sevdiği insana böyle bir itham. Diğerinin ise canı yanmış umrumda olmaz ilk şokla.

Şikayet edebilen cesur kimseleri ise, genelde şunlar bekler:

* Bir taraf hapse düşer. Düşmeli ve "cezasını" çekmelidir de. Bence müebbet verilmeli hatta. (Hani örnek vermek gibi olmasın ama. Amerika'da bile çocuk tacizcilerine/tecavüzcülerine orada kalan mahkumlar tarafından dışlanma söz konusu. En basiti olmak üzere, kendi aralarında zanlıyı mimlemek için, vücutlarına bir dövme bastıklarını biliyor musunuz? Hani ola ki çıkarsa ölene kadar o damgayı taşıyıp görülsün diye eline veya boyunlarına bastıklarını izlemiştim ben. O hapishanede yaşayan mahkumlar bile, bu adamları dışlıyor. Bazen içimde bir yer, evet bizimkilere de yapılmalı. sonsuza dek bir çocuğa ya da yakın aile çevresinden birine el uzatmamalı diyorum. Aramızda sinsice dolaşıp, aileden biri iken; en kötü kabusumuz olmamalı senelerce...)
* Diğer mağdur taraf, yaşı küçükse Devlet tarafından korumaya alınır. (Evet ya, yetiştirme yurdu ya da diğer bakımevlerine gönderilecek. Kimbilir o yurtlarda neler yaşayacaktır. Artık bu bakıcı dayakları, taciz vakaları, zorla hizmet yaptırma... gibi haberler ile paranoklaklık derecesine sahibiz ülkece... Sonunda hiçbirimiz çocuklarımızı emanet edemiyoruz kimseye. Hangimiz bizim çocukluğumuzdaki gibi özgürce oyun oynayabiliyor yan mahallede. Evimizin önüne çıkartamıyor haldeyiz. Her sene zaten bir yurtta yaşanan vahşet sahneleri hortlatıp izliyoruz. Kızıyoruz, lanetliyoruz, yine yapıyoruz.)

* Yine mağdur kendini suçlu hisseder, bunu tetikleyen bir davranış sergilediğini düşünür. ( Tipik taciz vakalarının engellenemez sonucu!!!)

* Ailecek üstü kapatılır. Yok sayılır. (Çünkü korkulur. Çünkü arkadaşlar, komşular ya da diğer aile bireyleri ne düşünür, ailenin ileriki zamanlarda gelecek kaygısı taşımasına sebebiyet verir bu durum. Sanık da yakın çevredendir, mağdur da...)

25.07.2009

Koşul Yok

yesari'den bir yazı. Buyrun:

Bu yazıyı yazmamın amacı bazen bu tür olaylarla karşılaştığınızda sesinizi çıkartabileceğinizi de göstermektir.

Hayatım boyunca “taciz” konusuna dahil olabilecek hatırladığım tek olay lise anılarıma ait. Öğretmenlerden biri öğrencilere fazla samimi ve yakın davranıyordu. Yani hiçbir öğretmenin olmadığı kadar yakın mesafede bir şey anlatmaktan bahsediyorum. Türlü türlü bahanelerle dokunmaktan, bacaklarına ve boyunlarına dokunmaktan bahsediyorum. Bunu daha çok sessiz sakin tiplere yapıyordu. Uzun zamandır okulda olduğu için ve mizacı itibariyle zararsız görünen bu öğretmeni öyle sadece bir kuşku için yakamazsınız. Ben sadece izlemeye başladım ve bu konuyu kızlarla konuşmaya.

Okuduğum lise türü itibariyle bu tür olayları kolay kolay yaşayacağınız bir lise değil. İmam hatip lisesi sonuçta ve kimse eteğini biraz daha biraz daha yukarıya çekiştiremez, gömleğinin düğmesini bir tane fazla açamaz. Bunların hiçbirini istese bile yapamaz yani. Kaldı ki o çok meşhur “e öyleyse o da kendini teşhir etmeseydi, açmasaydı, etmeseydi” gibi saçma sapan bir bahanenin arkasına saklanamaz kimse. Başörtülerinin içine elini sokması, oradan boynuna dokunması, eteğini biraz yukarı çıkartması ve bacaklarına dokunması. Bunların başka açıklaması olamaz artık. Okuduğum dönemde biz tecrit halde değildik erkeklerden. En iyi anlaştığım arkadaşlarım erkeklerdi. Aynı sınıfta karışık okuyorduk. Onlar da fark ettiklerini söyledikten sonra artık daha fazla beklemenin anlamı yoktu. Önce müdür yardımcılarından birine durumu açıkladım. O da bana durumun çok ciddi bir suçlama olduğunu söyledi , bununla ilgili hangi kızların mağdur olduğu , ne tür davranışların bizi rahatsız ettiğine kadar uzun uzun konuşuldu. Ciddi bir soruşturma döneminden sonra ise okuldan uzaklaştırıldı. Ama aynı ilçedeki düz lise tabir ettiğimiz başka bir okula. Sonradan duyduk ki o okulda da pek rahat durmamış. Ama sonuçta okulumuzdan gitmişti.

Şimdi , ben yapı itibariyle kendini çok savunan biri olmasam da çevremdeki insanlara karşı fazlasıyla hassas olabiliyorum. Bu tür hareketlere maruz kalan kişi kendini ön plana çıkartmak istemez, nasıl bir psikoloji içerinde olur bilmiyorum ama çok zor olsa gerek. O yüzden eğer etrafında bu tür ve daha fazlası davranışlara maruz kalmış insanlar varsa sessiz kalmayın. Onun yerine bir şeyler yapmaya çalışın muhakkak. Yerinde siz de olabilirsiniz ve birileri sizin için bir şey yapmazsa o ağır yükü hayatınız boyunca üzerinizde taşırsınız. Bu en yakınınız bile olabilir ve siz bunun farkında olmazsınız. Kardeşiniz, ablanız , akrabanız, arkadaşınız. Her zaman her durumda sizi yanında hissetmeli. Koşullar her ne olursa olsun. Eğer birilerine anlatamazsanız yapayalnızsınız demektir. Önyargılar bizi hiçbir yere götürmez, eğer sevdiğiniz birileri varsa onlara koşulsuz güven vermeyi öğrenin. Başına ne gelirse gelsin yanında olacağınızı bilmeye ihtiyacı vardır.

Yazarın Tek Dileği

sltn'dan bir mail geldi buyrun bakalım:

Lanet olası adam tam bir şerefsizdir hatta namussuzdur. Yıllar önce çok iyi bir adamken sapıtır, yoldan çıkar.. Kadın, babasının evindeyken habersizce İstanbul'a döner kadını baba evinde bırakır. Ailede krizler başlar, adamın babası, akrabaları gelir konuşulur edilir, herkes “bırak onu ondan hayır gelmez sana” der kadına, “kimsen mi yok” derler.. Ama kadın diretir geri döner seviyordur çünkü bir de şu vardır “elalem ne der!”. Her gün aşağılanır, onun için çabaladıkça aşağılanır, önce aşağılanır sonra ağlar. Önceden çocuklarının olmamasıdır problem.. Eskiden sevdiği kadın sadece bebek taşıyıcısına dönüşmüştür adamın gözünde, evlenirken verdiği sözler geçersizdir artık. Tabii kadın dediğin doğurmak için vardır ya; sadece doğurur, rahminden çıkan o minik masuma bakar, sonra yine doğurur yine bakar. Bir gün gelir onlar da babası gibi kansız olur o zaman görür kadın gününü. Kadın dediğin sadece bebek otomatıdır ya; sadece onun gibi erkeklerin kendine eğlence yapacağı, kendi gibi bir erkek yetiştirmeleri için araçtır.. Aaa sonra yemek yapar kadın; işten gelir adam; önüne yemeğini koyar, hani adam eşek gibi çalıştı ya yoruldu, kadın yemek yapsın, adamın göbeğini büyütsün diye para getirdi, işi ne, yapacak tabi!.. Kadın çalışsa bile kadındır o yapmak zorundadır, yapar da.. Yapar ama yaranamaz bir türlü; yemeği beğenmez adam kadın gibi yemeğe de sayar, aslında yemeği de kadın gibidir; pırlanta gibi ama sarrafına düşmemiş. Adamın göbeği büyüdükçe kadın küçülür karşısında, adam gider spor salonuna büyüyen göbeğini eritir, göbeği eridikçe kadın da erir. Kadının ise evde didinmekten eriteceği bir göbeği yoktur mutlu mu olsa acaba. Kadın diretir geri döner, seviyordur çünkü bir de şu vardır “elalem ne der!”. Ama yaranamaz. Kadının yazdığı yazıları görür yazar, çok kasvetlidir tıpkı hayatı gibi. İntihara teşebbüs bile etmiştir bir zamanlar. Akrabasının evine gelir kadın, akşam almaya gelmez adam orada kalır istemeye istemeye, ne 1 kezdir bu ne de 2. Evindeki bilgisayar pornolarla, internet geçmişi seks hikayeleriyle doludur, arkadaşlık sitelerine girmiş, üyelikler yapmıştır. Sanalda aldatıldığı kesindir kadının, gerçeği kim bilir. Bunu bilen kişiler kadına söylemeye cesaret edemezler, çünkü kadının adamı bırakmayacağı ortadadır, seviyordur çünkü bir de şu vardır “elalem ne der!”. Hatta aldatıldığını bildiğini bile iddia ederler ağzını açmazmış çünkü kadının işine gelirmiş. Kadına çocuk isteğini bahane ederek kuma bile teklif eder adam. Lanet olası adam kadını da kendisi gibi şerefsiz, haysiyetsiz sanmıştır. Kadın evden 2 gün uzaklaşınca da hanyayı konyayı görür; kim doyursun karnını, kim temizlesin evi, kim baksın hastalandığında. Kandırır kadını özledim diye, kadın inanır belki saflığından, belki de öyle olmasını istediğinden. Ve her saldırıda korur adamı, ailesine laf ettirmez, edenlere küser. “Eşimle aramdakine karışamazsın, seni ilgilendirmez”dir kurduğu cümle. Adam durur köşede ağzını açmaz çünkü onun bir diğer ağzı kadındadır o konuşur adam yerine, istediği zaman da susturur. Laflar ağır gelir kadına, doğruluğunu bilir çünkü, kapanır odaya, belki de ağlamıştır. Bu böyle sürüp gidecektir ya da kopacaktır bir yerden ama koparanın kadın olmayacağı kesindir. Çünkü lanet olası adam tam bir şerefsizdir, haysiyetsizdir hatta namussuzdur. Yazarın bundan sonraki tek dileği ise, adamın Google'da yaptığı “seks hikayeleri, ensest hikayeler, siberalem” aramalarıyla buraya düşmesi ve kimsenin ona kanacak kadar aptal olmadığını öğrenmesidir.


24.07.2009

Bir İki Üç Adli Tıp

Hatırlarsınız hepiniz, bir sanatçı Büyükada'da tecavüze uğramıştı maalesef. Evet evet Büyükada'da bisiklete binerken faytonculardan birinin henüz reşit olmayan kardeşi kadına tecavüz ediyor.
O suçlu şu an nerede biliyor musunuz?
Cevap vereyim ben: aramızda.

Neden? Çünkü devlet onun mağdur olmasını istememiş. Şimdi dosya yoğunluğu var, sen bir gez gel, seneye bakarız demiş Adli Tıp; mahkeme de canımsın, gözümsün mağdur olma sen şimdi diyerek salıvermiş. Evet, aynen böyle olmuş.
Yarın başka bir kadına tecavüz etmeyeceğinin garantisini vermiyor tabii Adli Tıp.

Bu haberi iki üç gün önce öğrendim. Sessizce beklemek istedim önce, bakalım kimler bunu ciddiye alacak bu olay hakkında kimler konuşacak diye. Çoğu haber bülteni bahsetmedi bile olaydan. Birkaç haber sitesinde iki satır yazıyla değinildi. Adını duymadığımız ülkelerde doğan bir kaplan daha önemli olabiliyor bazen.

O sanatçı bu olayın ilk duyulduğu zaman ne büyük dehşet yaşadı hissetmeye çalıştım. Güvendiğimiz bir kişi Uğur Dündar; onun haber bülteninde bile mağdur kadının kimliği neredeyse açıkça söylendi. Oynadığı dizilerden sahneler gösterildi güya yüzü kapatıldı. Bu çok eğlenceli olsa gerek(!). Bir bilmecem var çocuklar? Ama ben hiç eğlenmedim, hatta çok büyük utanç duydum, bundan kazanç sağlayacağını düşünmediğim bir adam, çıkıp bu haberin bu şekilde duyurulmasına göz yumuyordu. Nitekim o sanatçı, telefonla bağlandı ve kendini de güzelce ifade etti. Olayın konuşulmasını istemiyordu daha fazla, kariyeri vardı. Ama bizim ülkemizde olaylar hemen çözülüp suçlular hemen cezalandırılamıyor maalesef. Olayın üstünden uzun zaman geçti ama suçlu cezasını hâlâ çekemedi. Çekemediği gibi üstüne bir de şu an serbest.
Ne yapıldı, ne uygulandı? Ben bu soruların cevabını istiyorum. O adama ne tür bir tedavi uygulandı, neye güvenilerek sokağa salındı.? Yarın başka bir kadına tecavüz etsin diye mi? Ondan sonra birileri çıkıp toplumun ahlakından bahsediyor, mağdur insanlara çamur atıyor tabiri caizse ki bence caiz.
Devlet suçluyu suçsuzu ayırt edemiyorsa, biz kime güveneceğiz.?

Suçlu kişi, bu olay yaşandığında reşit değildi, çocuk mahkemesinde görülüyor dava. Diğer bütün suçlulara yapılması gerektiği gibi bir tedavi süreci yaşaması gerekiyordu Dilerim tedavi süreci yaşanmıştır ama hiç sanmıyorum nedense. O yüzden soruyorum işte, neden dışarıda bu kişi?

Bir iki üç Adli Tıp.!!

23.07.2009

Korkmalı mıyız kadın olduğumuz için?

"14 yaşındaki D.S. yaklaşık 6.5 ay önce öz ağabeyi 24 yaşındaki Ç.C.U ile birlikte Şanlıurfa'ya gitti. Ağabey küçük kardeşine 2 gün boyunca tecavüz etti, ardından da olayı kimseye anlatmaması için tehdit etti.

Küçük kız, korktuğu için kimseye bir şey söyleyemedi, ancak hamile kaldı. Küçük kızın karnı şişince, Suriyeli bir adamla evli olan 59 yaşındaki anne A.E. duruma müdahale etti.

Doktora götürülen kızın, 6,5 aylık hamile olduğu da ortaya çıktı. Genç kız, bunun üzerine ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini annesine anlattı. Bunu öğrenen anne A.E., 20 gün önce oğlunu evden kovdu. Tecavüzcü ağabey Antalya'dan ayrılarak Muğla'ya gitti.
Anne ise teyzesi 72 yaşındaki S.T.'yi eve çağırarak durumu anlattı. Yaşlı kadın, küçük kıza iki gün üst üste henüz ne olduğu belirlenemeyen iki iğne vurdu. Aşırı kanaması olan ve sancı çeken D.S. öz ağabeyinden olan 6,5 aylık bebeğini düşürdü. Anne A.E. ise bebeği alarak evlerine yakın olan boş arsaya gömdü. Küçük kıza da olanları kimseye anlatmamasını tembihledi. D.S. başına gelen olayları 22 yaşındaki ablası G.S.'ye anlattı. Duyduklarına inanamayan abla, önce evden kaçtı, ardından da Yenikapı Polis Merkezi'ne gidip polise başvurdu. Kardeşinin başına gelenleri anlatan G.S. yardım istedi. Polis, Cumhuriyet Savcılığı'ndan izin alarak eve baskın düzenledi.
"

kaynak

Ne demeli?

Nasıl bir yorum yapmalı?
Söyleyecek kelime bulamıyorum ben artık...
Pes diyorum bu kadarına.
İnsan olamaz bunu yapan hayvan desem,sanki hayvanlara bile hakaret etmiş olacakmışım gibi...

Ben bu haberin üstüne idam yasası geri gelsin istedim,
bunu yapan yaratığı Taksim'de sallandırmak...

Evet evet gebersin gitsin,kendi öz kardeşine bunu yapan,
başkalarına kimbilir neler yapabilir,
içinden nasıl bi cani çıkabilir,
İnanın emin olamıyorum.

Korkmalı mıyız öz abimizden,kuzenimizden?
Sokaktaki sapıkları geçtim ailemizin bizi güvenip emanet ettiği bilakis ailemiz olan kişiler de mi tehlikeli artık?
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz biz?
Yaşamak bu mu?
Korkmak zorunda olmak mı abinden bile...
Bu suça ortak olan anne ve teyzeye ne demeli peki?
Ele güne rezil olacaklarını düşünmüşlerdir,eminim!!!
14 yaşındaki kız çocuğu kimin umrunda ki!!!
Psikolojisi mi bozulmuş, aaa psikoloji ne ki der o anne ve teyze...
Ya ablası gidip polise şikayet etmeseydi kimbilir belki o abi şikayet eden kızkardeşine de tecavüz ederdi,
uygun bulduğu bir ortamda...

Fiziksel şiddet hakkında ve Yasal olarak yapılabilecekler

Kadınlar...

İlk tokatta ses çıkartmazlar, ama ilerleyen dönemlerde bir tokatla sınırlı kalmaz yaşanacaklar... İttirmeler, yumruklar, tekmeler, bir cisimle vurmalar takip eder genellikle. İnsanların öfke anlarında kontrollerini ne kadar yitireceklerini bilemeyiz. O kişi, karşısındakinin yakınlığından ziyade, bir insan – bir canlı olduğunu unutan bir yaratığa dönüşür. Ama dur demezler bazen. Tepkilerini, kırılganlıklarını dile getirmezler. Ne zaman dayak olayı ortaya çıkar biliyormusunuz? Erkeğin karıştırdığı haltlar bir bir açığa çıkar ve kadının kafasına o an dank eder. Bu adam senelerce beni dövdü der. O an iş “zaten” lere döner. Ortalıkta bir sürü zatenler, şöyleydiler, böyleydiler uçuşur. Haksızdır kadın bence burada. Kendine fiziksel şiddet uygulayan kocasına dur demediği için. Bir tokat olayını affetmeyen kaç kadın vardır düşündünüz mü hiç? Bu tokatla boşanan yada? Ama iş diğer olaylarla birleşince yardımcı etken gibi sunuluverir. Bana defalarca vururdu denir. E be kadın yeni mi geldi aklına desen diyemezsin…

"Biyolojik açıdan sinirlendiğimiz her an, vücudumuzdaki kanın kollarımızda toplandığını biliyormusunuz? Vurma eğilimi hissetmemiz bundan... Ya korktuğumuz anlarda, bacaklarımıza indiğini? Kaçma eğilimi hissetmemiz bundan... "

Ama bizlerin şiddet anlayışı çok farklı. Kadının şiddet gördüğüne inanmamız için illa yüzünün gözünün şişip kızarmasını, morarmasını bekler gibiyiz. Ben bile öyle bir durumda “aaa ama sabah iyi görünüyordu” diyebilirim. İnsanların özellerine inmedikçe neler yaşadıklarını bilemiyoruz. Çünkü hepimiz çok güzel maskeleniyoruz bu dayak olaylarında. Komşularımıza uygulanan bir şiddet söz konusu olduğunda, onu bırakın her kavga da bile duymamazlıktan geliyoruz. Perdemizi çekiyoruz, kapımızı kapatıyoruz ve maskelerimizi takınıp, hiçbir şey yokmuş gibi davranıyoruz. Her aile de olur diyoruz belki…

Bilmiyoruz… Suratının, makyajının, kıyafetlerinin altında ne morluklar olduğunu mesela… Yada beyinlerindeki anıların, görüntüsünün netliğini. Bence her kadının beyni uğradığı haksızlığı hatırlamak üzere kayda alması, 100 mega piksel görüntü kalitesi ile çekilmiş bir fotoğraf makinesi gibi… Olayların netliği her daim içlerinde.

Aşağıdaki yazıyı internet üzerinde buldum. Gerekli yasal uygulamalar içinde güzel bir kaynak. En azından neler yapılması gerektiğini basitçe ve herkesin anlayabileceği bir yazım tarzı ile anlatmış.

“Erkek şiddeti, kuşkusuz kadının evlilikte ve evinde uğradığı en yaygın haksızlıktır. Kadınlar aile içinde çoğu kez bu kaba güce maruz kalıyorlar. Erkek şiddeti, erkeğin kadına uyguladığı baskı, yıldırma, boyun eğdirme amacı güden, erkek iktidarını evde ve hayatın bütününde sürdürmeye yarayan bir mekanizmadır. Oysa gerek fiziksel şiddet, gerek psikolojik şiddet hem erkeğin hem de kadının yaşamlarına, ilişkilerine, işlerine, üretimlerine, çocuklarının ruh, beden sağlığına, eğitimlerine ve tabii tüm toplumsal yapıya çok büyük zararlar, yaralar açar.

Aile içinde kadına karşı uygulanan şiddet fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel, tehdit, çocukları kullanma, kadını çevresinden ayırma şeklinde olabilir.

Kadınların aile içinde maruz kaldığı şiddete karşı;

  • Önce evine yakın bir karakola giderek şikayet etmesi gerekir.
  • Polis memurları “nasıl olsa savcılığa gidecek, o nedenle doğrudan doğruya oraya başvur” deseler de karakoldan şikayetinin tutanağa geçirilmesinde ısrar edip, imzalatılmak istenen yeri okuduktan ve söylediklerinin dışında birşey yazılmadığından emin olduktan sonra
  • Tutanağı imzalayıp mümkünse bir örneğini, değilse tarih ve numarasını alınması gerekir.
  • Bu şikayet başvurusu üzerine karakolun yapması gereken, şiddete maruz kaldığını ileri süren kadını yetkili hükümet tabibine ya da adli tıp doktoruna gönderecek ve şiddetin belirtilerine ilişkin bir rapor alınması gerekir.

Bu raporla koca aleyhine ceza davası açılması kadının şikayetine bağlıdır. Eğer kadına uygulanan şiddet en az 10 gün ve daha fazla bir süre günlük işlerini yapmasına engel olacak bir durum yaratmışsa ya da vücudunda kalıcı bir iz bırakmışsa, savcılıkça koca aleyhine kamu davası açılacaktır.

Aile içinde şiddete maruz kalan kadının, kocası aleyhine cezai yönden şikayet etmek ve dava açılmasını sağlamak dışında, boşanma davası açmaya, bu nedenle manevi tazminat istemeye, sulh hukuk mahkemesi hakimine başvurarak ayrı bir ikamet edinme talebinde bulunmaya hakkı vardır.

Ayrıca evlilik, insanların cinsel gereksinimlerinin yasala uygun bir biçimde karşılandığı bir kurumdur. Türk Ceza Kanunu’na göre maalesef evlilikte ırza geçme söz konusu değildir. Ancak cinsel ilişkiye zorlamak amacıyla şiddete başvurulmuşsa Yargıtay’ın bazı kararlarında bunun suç olduğu kabul edilmiştir. Kadın kocası tarafından istemediği cinsel davranışlara zorlanması durumunda da şikayette bulunabilir ve şiddet kullanılarak buna zorlanmışsa boşanma davası açabilir. Şiddetin kullanıldığını doktor raporu vb. şekilde ispat edebilen kadın, kocasından manevi tazminat da talep edebilir.

Aile içinde eşlerden biri diğerine, çocuklara ya da çocuklar tarafından ebeveynlerine karşı terbiye yetkisini kötüye kullanmak, birlikte yaşanan aile bireylerine fena muamelede bulunmak şeklinde cereyan ederse, takibi şikayete bağlı olmak üzere, taraflardan herhangi birisi, kötü muamelede bulunan aleyhine şikayette bulunabilir. Eşler arasında böyle bir olay cereyan ederse aynı zamanda boşanmaya, ebeveynler ile evlatları arasında cereyan ederse velayetin, vasi ile vesayet altında bulunan bir kimse arasında cereyan ederse, vesayetin ortadan kaldırılmasına karar verilebilir.

(Örneğin evdeki kocanın, eşi kadın ile ergin olmayan çocuklarını soğukta ve yoksulluk içinde sokağa atması hali, manevi cebir yoluyla eşin ters ilişkiye zorlanması halleri gibi...)”

kaynak

22.07.2009

Namus Dediler

Turuncunun Gölgesi'nden bir mail aldım. Buyrun:

'Tam 1 sene önceydi. Çok ama çok yakınım olan biri üniversite okumak için başka bir şehre gitmişti. Ailesinden, herkesten uzak zor günler geçirdi. Biliyordum ama elimden bir şey gelmiyordu. Bir gece saat üç civarlarında telefonun çalmasıyla uyandım. Annem biriyle konuşuyordu. Ne olduğunu anlamak için kulak kesilmeme kalmadı annem bayıldı. XX evden kaçmış kızım diyebildi ayıldığında. Anlam veremedim ilk önce. Annemin bayılmasına sebep olduğu için kızdım başta. Hiç düşünmedim onu. Sabaha kadar uyumadık. Ertesi sabah bir tek benim telefonlarıma cevap verdi. Kimseye söylemememi sıkı sıkı tembih etmesine rağmen ailesine söledim. Telin ucunda ikimiz de ağlıyorduk.
O, "Ben yanlış bir şey yapmadım." diyordu sadece.
Ben "Biliyorum nolur gel" demekten ve hıçkırmaktan başka bir şey yapamıyordum.

Sonra geldi. Sanıldığı gibi herhangi biriyle kaçmamış. Gecenin bir yarısı evden çıkıp okulunun yakınlarında bir yere gitmiş. Dediğne göre kendinde değilmiş. Neyse anlatmak istediğim şeyse ertesi gün herkes kendine gelir gelmez kızın doktora götürülmek istenmesiydi. En yakını olduğumu düşündüklerinden bunu söyleme görevi bana düşmüştü. Doktora gitmen isteniyor dedim sadece. Anladı hiç itiraz etmedi. Annem ve ben götürdük. Ailesi kız utanmasın diye gelmedi. İyi de onu doktora göndererek zaten yeteri kadar yaraladınız daha nesini düşünüyorsunuz anlamadım dedim içimden. Hiç konuşmadı muayene olup çıktı. Peşinden annem doktorla konuşmaya gitti. Ben annem çıkana kadar bir şey sormadım ona. Annem çıktığında yüzü gülüyordu. Hemen ailesini aradı sevindirici haberi -onlara göre tabi- verdi. Kızdı namusu kirlenmemişti ailesinin.
Ve öyle konu kapandı.

Sadece iki bacağının arasına baktılar kızı affetmek için. Namus dediler. Kızdım ama bir şey diyemedim. Annem de aynı zihniyette diye utandım. Sonra çok düşündüm ya bakire olmasaydı nolurdu , ya benim başıma gelseydi böyle bir şey, cevap bulamadım.

Ben kızı psikologa götürmelerini istedim, gittiler. Ama ilk önce kadın doğuma. Çünkü namus orada: iki bacağının arasında.'

Babam Annemi Aldatıyordu

Babası ihanet ediyordu aileye. O öğrendi ve sonunda ne oldu? Annesinin aldatılmaya sessiz kalışı... İsim belirtmek istemeyen bir kadınımızdan geldi bu mail. Buyrun:

Ben 17 yaşındaydım. Babamın annemi sevmediğini biliyordum. "Dışarı" hayatının olduğunu da. Ama saflığımdan olacak, hiç zannetmiyordum annemi aldattığını.

Telefonunu karıştırdım bir gün. Saflığımın o da farkındaydı ve benden kaçırmazdı telefonunu, o banyodayken oturma odasında kalırdı telefonu. Baktım ben de, neden baktıysam..

Birkaç numaradan gelen mesajlar vardı birkaç kadından.. O numaraları aldım, aradım hepsini. Bir iki tanesinin sesini dinledim, kapattm, bir tanesiyle konuştum ama. Pazar gecesiydi, ramazan ayındaydık, ve hafta içi işten geç geldiği için bizimle iftar edemeyen babam, hafta sonunu da onunla iftar etmeye ayırmıştı. Birkaç saat önce babamla aynı masada yemek yiyen kadınla telefonda konuşuyordum ben, o olduğunu bilmeden; emin olamadan..

Onun numarasında gelen mesaj garipti. Kadın benim aptallığımdan faydalanıp beni konuşturdu, ben de ona anlattım her şeyi.. Onu neden aradığımı, neden şüphelendiğimi, babamın kim olduğunu, hatta babamın geçirdiği rahatsızlıkları.. O kadar aptaldım işte.

Kadın bana, o telefonun daha önce dayısına ait olduğunu, muhtemelen o mesajı dayısının göndermiş olacağını söyledi.. Biz 1 saatten fazla konuştuk.. O kadar adiydi ki, ben de o kadar aptaldım ki, telefonu kapatırken ona "Yine arayabilir miyim seni, dertleşmek için?" dedim.. O kadar aptaldım işte..

Annemle konuştuk bu konuyu sonra.. Çok kötüydü, insanın annesiyle babasını çekiştirmesi, çok fena.. Hele annesinin bunları kabullenmesi, çok daha fena.. "Baban bu yaptıklarını duyarsa, çok kötü şeyler olur" dedi bana annem.. Cevabım komikti, "Neden, ne yapabilir? Hangi yüzle yapabilir ki, o suçlu, benim yakalamam mı suç??" dedim. Aptaldım işte.

Aradan 1 hafta geçti. Babam yine onunla iftara gitti ve o gün Kadir gecesiydi. Babam eve geldi. Her gelişinde hoşgeldin diyen ben, o gün her nedense dememiştim. Karşısındaki koltuğa oturdum. Bir süre hiç konuşmadık, televizyon izledik. Sonra kardeşlerim uyumaya gitti; annem, babam ve ben kaldık ayakta. Babam benden telefonumu istedi, "Benimki bozulup duruyor, değiştirsem de seninkinden alsam kullanabilir miyim acaba?" diyerek eline aldı, bakmaya başladı. Bana da çay getirmemi söyledi. Getirdim, yanına geldim, aranan numaraları gösterdi bana.. Kim bu dedi, sustum. Bir daha sordu, yine sustum. Bir daha, bağırarak ve gözleri çıkacakmış gibi sordu, ben yine sustum... "Otur şuraya" dedi bana.. Yanındaki kanepeye oturdum. Neler söylediğini hatırlamıyorum. Ona nasıl karışabildiğimin, kim olduğumun hesabını soruyordu ama, sadece bu aklımda.. Ben bir erkekle arkadaş olmak maksadıyla bile konuşamazken, o buna izin vermezken, kendisinin başka kadınlarla birlikte olmasına nasıl karışabilirdim ki, evladı olarak? Arada bir yerinden kalkıp bana vuruyor, sonra oturuyor, sonra sinirlenip bir daha kalkıyor, yüzüme tükürüyor, elleri sinirini yansıtmaya yetmediğinde ayağındaki terlikle vuruyor, sonra anneme "Sen soktun bunları bunun aklına" diyerek ona vuruyor, "Hayır ben duydum" dediğimde tekrar bana...

Acımıyor biliyor musun, bir yerden sonra uyuşuyor vurduğu yerler. Acıtan şey, 17 yaşına kadar dayak yememiş bir kızın, kadınlığı evli erkeklerden faydalanmak olarak algılayan bir başka kadın yüzünden, hem de Kadir gecesinde, babasından ilk kez okkalı bir dayak yemesi.. Acıtan buydu.

Dayağımı bir güzel yeyip odama gittikten sonra, babam çağırdı.. O kadının yanlışlıkla kendisine mesaj attığını, onu tanımadığını ve kadının beni savcılığa şikayet ettiğini.. Hatta babamı tutup kolundan ifade vermeye götürdüklerini söyledi.. O gün pazardı. Ben buna da inandım, biliyor musun?

O gece sahura kalkmak istemedim. Olmadı ama, babam "Bana sakın afra tafra yapmasın, gelip oturacak şu sofraya!" diye bağırdı ve ben mecburen, titreye titreye oturdum o sofraya.

Ertesi akşam babam eve geldiğinde "Hoşgeldin" dedim, yüzünü çevirdi.. Bir sonraki akşam gözüne gözükmedim.. Beni sormuş anneme, "Eşek oğlu eşek kızın nerde" diyerek, bunu duyup mutlu oldum.. Bayramda elini öpmeme izin verdi ama yüzü yine nemrut gibiydi bana karşı.. Sonra beni affettiğini, bir daha sakın böyle bir şey yapmamam gerektiğini, telefon faturalarım gelince de zarfına dokunmamamı çünkü kendisinin dökümanını kontrol edeceğini söyledi, barıştık..

O günden sonra bir daha telefonunu yanımızda bırakmadı. Bana ara ara laf vurdu, cadı olmam hakkında.. Şimdi ise çok iyiyiz.. O kadını da bıraktı. Beni de çok seviyor. O dayak da ilk ve son oldu. Ben de onu çok seviyorum ama ya yüzüne uzun uzun her bakışımdaki aklıma gelenler? (unutulmuyor..)

21.07.2009

Devlet Babanın Bacak Arasını Koruması(!)

Kadın olmak diyoruz, ardından ne kadar olumsuz cümle varsa yazıyoruz bu blogda günlerdir.. Ama yaza yaza bitmiyor ne yazık ki, uğradığımız haksızlıklar, eşitsizlikler.. Ağzı olanın konuştuğu bu ülkede kadının namusunun hep başkalarının dilinde olması o kadar kırıcı ve üzücü ki.. Kelimelerle anlatılacak gibi değil.. Çoğu zaman okumak istemiyorum bu konuyla ilgili haberleri, dayanamıyorum isyan ediyorum, gidip tüm bu yapılanların hırsını alabileceğim bir yetkiliyi bulup dövme isteği hissediyorum çünkü.. Ama işte ne kadar uzak dursan da olmuyor.. Bu ülkenin başbakanı bile birilerinin üstünden namus, ahlak dersi vermeye çalışınca istesen de uzak duramıyorsun..

Şimdiye kadar çevremizdeki insanların, bazen babamızın, bazen abimizin ya da sokaktan geçen bir herifin kadınlara yaptıkları haksızlıkları yazdık burda çoğunlukla.. Bu haksızlıklara uğradıktan sonra sığınmamız gereken kurumları bünyesinde barındıran devlet babadan söz etmek istiyorum ben biraz.. O öyle bir devlet baba ki kanununda bile "çocuğun uğradığı taciz ya da tecavüzden sonra ruh sağlığında bozulma olup olmadığına bakılır, ona göre cezası verilir" diyebiliyor.. Hiç düşünmüyor bu kanunu koyarken, bir çocuğun tecavüze uğradıktan sonra normal bir ruh sağlığına sahip olamayacağını.. O devlet baba ki, kafası kesilen bir kızın ardından "Ailesi de sahip çıksaymış kızına" diyen bir yetkilisini açığa almak şöyle dursun, üstüne bir de vali yapıyor.. O devlet babanın böyle konularda verdiği demeçlere çok özen göstermesi gereken başbakanı bile aileleri suçlarcasına "Çocuğunu her yere gönderemezsin, gönderirsen ya davulcuya ya da zurnacıya" diyebiliyor.. O devlet babanın adli tıp kurumu, 14 yaşındaki bir kız 70 küsür yaşındaki bir adamın tacizine uğradığında -ruh sağlığı bozulmamıştır- raporu verebiliyor.. Tıbbın değil sadece devletin kurumu oluyor Adli Tıp.. O devlet babanın hakimi, tecavüze uğramış küçücük bir kız çocuğuna "Canın yandı mı, neler hissettin?" gibi abuk subuk sorular sorarak o kızı hıçkıra hıçkıra ağlatabiliyor.. Zamanında Fatih Altaylı "Devlet sizin bacak aranızı bile koruyor" gibi harika(!) bir laf etmişti.. Ama bu devlet bacak arası korurken bile çifte standart uyguluyor.. Şimdiye kadar başbakanın ve çeşitli kurumların başındaki yetkililerin verdikleri demeçlere göre eğer sen namuslu(!) bir kadın olarak yaşıyorsan, gece belirli bir saatten sonra dışarı çıkmıyorsan, kocana ya da babana itaat ediyorsan başına bir şey geldiğinde suçlu olmazsın.. Bu mantığa göre bir fahişenin başına kötü bir şey geldiğinde bunu hak etmiş oluyor.. O fahişe zaten, yaşamasın ne gereği var ki? Onlara gidip para verenler de erkek değil, başka bir cins.. Devlet babanın senin bacak aranı koruması için kriterleri var anlayacağın.. O kriterlere uyarsan "mağdur" sıfatını hak edebiliyorsun..

Adli Tıp 6. ihtisas kurulundan Hüseyin Üzmez olayından sonra istifa eden Ayten Erdoğan ile bir röportaj yapılmış Milliyet'te.. Röportajda bir çocuğun tecavüze uğradığında o tecavüzü ispatlayabilmek için defalarca yaşadığı olayı anlatması gerektiğinden bahsedilmiş.. Önce karakola götürülüyor, sonra savcıya, sonra mahkemeye.. Gelişmiş ülkelerde ise önce ruh sağlığı kliniğine götürülüyor bu insanlar.. Polisle, hakimle muhattap olmuyorlar.. Bizde insana verilen değerin ne kadar olduğu ortada.. Her şey devlet için, devlete göre şekilleniyor.. Birey olma hakkın, beden bütünlüğünü koruma hakkın.. Bunlar zaten bilinen şeyler de benim daha çok hazmedemediğim -devlet babanın- yetkililerinin demeçleri.. Kendileri de çoluk çocuk sahibiyken bu kadar -büyük- konuşabilmelerini gerçekten aklım almıyor.. Al işte sevgili başbakanımızın söylediği söz.. Serbest bırakırsan davulcuya da varır, zurnacıya da.. Ya da Celalettin Cerrah'ın sözü: Ailesi de sahip çıksaymış.. Hiç düşünmüyorlar, o aile gözünün içi gibi baksa da o çocuğa, başına kötü bir şey gelme ihtimalinin olduğunu..

19 yaşında bir kızkardeşim var benim.. 2 yıl önce dershaneden dönerken akşam saat 4'te -evet 4'te- durakta otobüs beklerken kaçırıldı.. Sırtından çekip arabaya bindirmişler Sıhhiye köprüsünün altında.. Arabada gözünü bağlayıp bir eve götürmüşler.. 4 saat kadar bekletmişler bir odada ama artık sonra ne düşünmüşlerse vazgeçip Kızılay'da Güven Park'ın oraya bırakmışlar.. Büyük ihtimalle yaşı küçük diye ne yapmayı düşündülerse vazgeçmişler diye düşündük.. Tabi bu kaybolduğu 4 saat bize bir ömür gibi gelmişti.. Hiç unutmuyorum o günü, hayatımın en berbat günüydü.. Kardeşim pek kendinde olmadığı için götürdüğümüz hastanede polislere ifade verirken o 2 adamı öldürmeyi düşünmüştüm.. Birini öldürme hissinin nasıl bir şey olduğunu o gün anlamıştım..

O adamlar benim kardeşimi bırakmayabilirdi.. Allah korusun tecavüz edip öldürüp bir köşeye de atabilirlerdi.. Bunlar olsaydı eğer, suçlusu biz mi olacaktık? Demek istediğim bu dışarda herhangi bir kadının başına gelebilir.. Yapılması gereken bu insanlara suç bulmak değil, meselenin temeline inebilmektir.. Mağdur olan vatandaşını korumayıp üstüne bir de suçlamakla olmuyor bu işler işte.. Bu ülkede en büyük problem insana insan olduğu için değer vermemek zaten.. Ancak belirli kriterlere uygun olduğunda insan gibi muamele görebiliyorsun.. Devlet baba ve başındakiler bu anlayışı sürdürmeye devam ettiği sürece de değişen hiçbir şey olmaz ve biz bunları yazmaya devam ederiz ne yazık ki..

Kadının Ölüsüne Bile Saygı Yok

Deyimdir ölüsüne bile saygı yok derler. Münevver'in başına gelenler ne yazık ki ancak bununla açıklanabilir. Olanların hepsini sırayla biliyoruz aslında. Şimdiye kadar ne oldu, ne yapıldı neler söylendi.
Kızımız önce bir erkeğin evinde öldüğü için suçlandı. Sevgilisi olursa tabii ki başına bunlar gelir dendi.
Daha sonra bekaret konuşulmaya başlandı. Herkesi bir merak sardı, Münevver'in o evde ne işi vardı, bakire miydi.? Bunu neden merak ettiler, bakire çıkarsa bir nebze olsun namuslu demek için.. Esra Ceyhan gibi çok kıymetli (!) televizyoncular "Siz de biliyorsunuz zaten ne kadar temiz olduğunu öğrendik Münevver'in" diyebiliyor. Bir bekaret raporuna bakıyor temiz ya da kirli (!) olduğumuzun anlaşılması. Üstelik her zaman söylediğimiz gibi bizi bu şekilde yargılamalar sadece erkekler tarafından değil, hemcinslerimiz ama pek cinslerimiz tarafından da yapılıyor. Onlar için de namus iki bacak arasında ve iki bacak arasından anlaşılıyor temizliğimiz.

Emniyetimizden sorumlu kişi çıkıp "Kızlarına sahip çıksalarmış." diyebiliyor. Bunun için özür bile dilemeden başbakan evet ülkenin başbakanı çıkıp

"Son dönemde bazı cinayetler duyuyorsak anne babalar olarak kendimizi hesaba çekmeliyiz. Çocuğumuz nereye giderse gitsin diyemezsiniz, diyemeyiz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya..." cnnturk.com

diyebiliyor ve biz Münevver'in katilinin yakalanmasını bu insanlardan istedik, istiyoruz.

Genç bir kızdan bahsediyoruz. Ailesiyle iletişim kurmayı başarmış, sağlıklı bir aile ortamı olan, çocuğunu seven anlayışlı bir babaya sahip olan bir kızmış Münevver. Nereden bilsin sırf bu yüzden yargılanacağını hem de ülkenin başbakanı tarafından. Evet ülkenin başbakanı bu olayı ibretlik olarak görüyor. Üstelik Münevver'i ve ailesini suçlayarak yapıyor bunu. Evet baba suçlu başbakana göre, sebep: kızına sahip çıkmaması, kızını takip etmemesi, kızına güvenmesi.
Ee biz neden, ne için çalışıyoruz kadınlar olarak, biliyor musunuz Sayın Başbakanım, insanların kızlarına/evlatlarına güvenmesini sağlamak için, anne babalar ve çocukları arasında sağlıklı iletişim kurulsun diye uğraşıyoruz. Yani sizin tavsiye ettiğiniz şeyin tam tersi. Burada yanlış olan sizin düşünceniz. Sizin dediğiniz olduğunda orta yol nedir bilmeyen halkımız tarafından genç kızlarımız, çocuklarımız bu blogta okuduğumuz/yazdığımız şeyleri yaşıyor. Bu sizi rahatlatır mı acaba? Sanmıyorum, o kadar kötü olamazsınız.

Ülke temsilcilerinin olsun, kadına destek verdiği, kadını mağdur etmediği, kadına karşı hata yaptığında özür dilediği bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bunu bize sağlayabilir misiniz? Lütfen. Bu, bu kadar zor olmamalı.


20.07.2009

Kadın olmak

Kadın olmak;
Yazlıkta bile eve gece 1 de dönmek zorunda olmaktır,
ve tek başına dönemezsin,erkek kuzenin bırakmalıdır...
Kız başına yollarda gezemezsin tek başına gecenin bi yarısı,
alimalla birşey gelir başına yani
belli mi olur...

Kadın olmak,
Henüz birey olamamaktır en modern olduğu söylenen yerlerde bile...

Kadın Olmak

Bazılarının can attığı ama aslında sıkıcı, yorucu , üzücü, devamlı güçlü olmak zorunda bırakan bir şey kadın olmak.
Türkiye'de kadın olmak ne demek okumalıdırlar halbuki.
Dekolte giymesen bile tacize uğrarsın, iş başvurularında dünya kadar sorun yaşamana sebeptir, hadi bir ihtimal oldu, işe başladın ama erkekler kadar belki onlardan daha çok çalışmana rağmen daha az maaş almana da sebep olabilen bir durumdur kadın olmak.
Bu sadece Türkiye`de böyle değildir. Dünyanın her yerinde çeşit çeşit dramlar yaşamaya sebeptir kadın olmak. Dekoltesi yüzünden dolmuştan tekme tokat indirilebilir bir kadın, ojesi varsa kesin "hafif kadın"dır - ne demekse bu da artık-.

Erkekler her zaman etinden , sütünden yararlanılabilecek gereksiz bir yaratık gibi gösterirler kadınları, bunu yaptıklarında da hemcinslerinden aldıkları aferin onlara iyi gelir, birden o küçücük penisleri büyür gözlerinde. Vay be ben neymişim derler.
Halbuki o eleştirdikleri kadınların yanında ağlarlar, sızlarlar, zavallı olurlar kimi zaman. Kadınlar onları aşağılamayı denediğinde -ki sadece deneme amaçlıdır bu- gayet başarılı olurlar lakin kadınların bu hareketlerine hemen isim koyarlar: Erkek Düşmanlığı

Kadın düşmanı erkekler vardır ama erkek düşmanı kadınlar eleştirilir.
Halbuki bütün kadınlar bilir o sürekli göbeğini kaçıyıp, yemek yiyip tuvelete giden babalar da erkektir, anneler çalışır babalar göbeklerini kaşır. Yemeği geç geldi diye kavga çıkarır çekinmeden.

Kadın olmak demek bilip susmak demek. Erkekler için en güzeli budur: yeter ki sussun kadınlar.
Kendine yetemeyen, beceriksiz, kişiliksiz, tipik gerizekalılardır kadınları küçümseyenler. Çok kez söylemişimdir yine söylüyorum. Kadın düşmanı erkeklerin ortak özellikleri yatakta beceriksiz olmaları, hatta çoğunun ama bilinçaltında ama değil erkek sevdalısı olduklarıdır. Erkek sevdalısı olmayanlarda ise erken boşalma ya da en basitinden ereksiyon sorunu vardır. Bu açıklarını nasıl kapatacaklarını düşünürken bundan rahatsız olabilecek tek alakadar kişinin kadın olduğu aklına gelir sonra kadını küçümsemeye, kendi zayıflıklarını kadının üstüne yoğunlaştırmaya çalışırlar, çoğu başarır da çünkü işleri kolaydır. Annelerden, babalardan gördüğü gibi yaşamak zorunda olduğunu zanneden kadın, kabullenecektir aşağılanmayı. Erkekler bunu da düşünmüştür. "Kadınların okumasını, öğrenmesini engelleyelim, hem bunlarda bekaret gibi bir şey de var ahaa lan işte bunu bahane ederiz, namus deriz. okutmayalım biz bunları, etinden sütünden yararlanmaya devam edelim." derler..
Lanet oldu..
Kadın olmak her yerde zordur.
Peçeli kadınlar... Çüklerine sahip olmaktan aciz zavallılar yüzünden örtünmek zorunda bırakılmıştır kadınlar, kendilerini nefsine sahip olmaktan aciz erkek milleti yüzünden saklanmak zorunda kalmışlardır..
Yürürken ayakkabısından ses çıkıyor diye falakaya yatırılmış kadınlar. Evet bu kadınlar da var. O ses bile tahrik ediyor erkekleri o zaman olmasın bu ses, yapamasınlar bunu. En güzel çözüm (!)
Bir adam, kadın saç teli gördü diye ereksiyona geçerse sorumlusu kadındır, değil mi?
Neden saçının telini göstermiştir..?
Tüm derdi uçkuru olan erkeklerin istediği gibi yönettiği kadınlar...
Kadın olmak zordur..

Kadın olmak, cinselliğin sorumluluğunu tek başına omuzlamak da demektir.
İilerde bir gün bir adamla ortak bir parçamız olsun diye her ay kanayıp dururuz.
Sevişiriz, korunmayı bize bırakırlar, hamile kalırız ilgilenmez "Nasılsa taşıyor bebeği rabbim öyle yaratmış." der geçer, bu durumdan şikayet ettiğimizde "Ben mi taşıyayım?" der bir de pişkin pişkin.. Düşük yaparız bir daha çocuk yapmak için fırsat kollar.
Her regl zamanı "Anlıyorum, sen şimdi ilgi istersin." der sonra da bir daha ilgilenmez, hatta üstüne kavga çıkarır, seni daha da bir üzer.
Kadın olmak, her ay kanarken içinin de kan ağlaması demek..


Bu yazı daha önce cesetizleri.blogspot.com adresinde tarafımdan yayınlanmıştır.


18.07.2009

Ben Benden Gittim

Rumuz da isim de kullanmak istemeyen bir kadınımızdan mail geldi buyrun bakalım ne demiş:

"Bu anlatacaklarımı sayılı insan bilir. Hatta tamamını iki kişi bilir. Biri eşim, biri çok yakın bir dostum. Ona da detayıyla yeni anlatabildim. Yıllardır içimde saklı. Anlatılamaz ki, şu an bile nasıl kelimelere dökeceğimi bilmiyorum. Üvey baba tacizi anlatacağım size.
Her gece içerlerdi ve istisnasız her gece kavga ederlerdi ya da yatak odalarından başka sesler duyardık kardeşimle. Bu sesleri annemi dövüyor sanıp kapının önünde ses kesilene kadar nöbet tutardım. Yine böyle zil zurna oldukları bir gece itip kakmalarıyla uyandırıldık yatağımızdan. Salona çağırıyorlardı bizi, çıplaklardı.. "Soyunun" dedi adam. Size cinselliği öğreteceğiz. Direndik..Ağladık.. İçkinin "i" sini bilmeyen bize zorla cin içirdiler 2 bardak, ağzımızdan burnumuzdan akıyordu içki adeta.. Ve zorla annemle kardeşimi birlikte oldurdu o adam. Sonra sıra bana geldi. Çeşitli tacizler. O geceyi sildim belleğimden ben. Kaçacak yer yoktu, kimseye anlatamadım, babama anlatamadım, arkadaşlarıma anlatamadım. Sürekli bir depresyon içindeydim. Arada bir evden kaçar bir yerlere sığınırdım sonra o kişiler beni tekrar onların yanına verirdi. O geceden sonra bir daha böyle bir gece yaşanmadı. Ama adamın soluğu hep ensemdeydi, sürekli odama gelip kendini tatmin ederdi ben uyurken. Ve ben en sonunda evden kaçtım. Arkadaşlarımla takılır oldum. Erkeklerden nefret eder oldum. Hiç erkek arkadaşım olmadı. Hep kaçtım onlardan, hep utandım.. Ta ki yine bir gün annemin yanındayken kızlığımı kaybedene kadar.. Ondan sonra sapıttım.. Evlendim daha sonra her şeyim oldu o kişi.. O korudu, kolladı beni.. Şimdi ailemden herkesi sildim ama o gece ve geceler hep aklımda bu evliliğime bile yansıyor.. Allah cezalarını verdi ama hepsi bir yerlere dağıldı.. İflah olmadılar, yüzleri gülmedi ama neye yarar ben benden gittim."

Kız Babası Olunca Masallar Bile Değişir..

17.07.2009

Değdi mi?

Rumuz: Küçük kız çocuğu

İlkokula giden iki kız çocuğu... Anne memur baba öğretmen.. Dolasıyla kızlara da babaanne bakıyor.. Küçük kızın düşüncelerini bilemiyorum ama büyük kızın düşüncelerini aktarayım sizlere..

Ya ilkokul 3.sınıfta ya da 4.sınıftayken babaanne kendi kızının evine taşınır çünkü kızının bebeği olmuştur ve yardıma ihtiyacı vardır... Bir zamanlar bu iki kız çocuğunu büyüten babaanne şimdi hala kızına bakacaktır.. Gündüzleri anne ve baba işteler.. Kızlar okuldan gelince evde kimseler yok ve dolayısıyla karınları aç. Ne yeseler ne yeseler kızın aklına halayı aramak gelir: "Hala patates nasıl kızartılır?" Kızın ilk yaptığı yemek türü bu olmuştur.. Gel zaman git zaman kız evde yemekler yapmaya başlar ama nereye kadar.? Sonra bir gün kızın kardeşi hastalanır ateşler içindedir ve evde kimse yok. Gene anne işte baba okulda... Çaresiz kız kardeşini evde yalnız bırakır ve okuluna gider ama abla yüreği dayanabilir mi öğretmeninden izin alır eve geri döner kardeşiyle ilgilenir babasının okuluna gider sevk kağıdı alır ve oradan kardeşini doktora götürür.. Kardeşi orta kulak iltihabı olmuştur ve kulaklarına tüp takılması gerekmektedir neyse bir zaman sonra kardeşi ufak bir operasyon geçirir ve bakıma ihtiyacı vardır kim bakacak şimdi kardeşine kim ilgilenecek? Abla okula gitmez evde kardeşiyle ilgilenir.. Peki anne baba nerde? Anne işte baba okulda... Anne işten gelir işte sinirlenmiştir ve dolayısıyla evde yapılan her şey de sinirini bozar ve tüm sinirini çocuklara boşaltır ve bu hep böyle gider.

Bir zaman sonra anne emekli olur baba daha çalışıyor anne diretir tayin iste memlekete gidelim ev alacağım ben diye.. Anne memleketten evi alır baba tayin ister ve böylece yeni bir hayat yeni bir düzen başlar kızlar için. Memlekette ilk başlarda her şey normal seyrinde gider anneanne var dede var akrabalar var ama anne aynı tutumunu devam ettirir çocuklara karşı; kızlar temizlik yapar, cam siler, halı yıkar, ekstradan bir de anneanne evini temizlemeye giderler o arada okullar açılır büyük kız orta 2 öğrencisi küçük kız ilkokul 5 yeni yeni arkadaşlar değişik kişilikler. O zamanlar giydiğin ayakkkabının, montun, kot pantolonun markası neyse seninle ona göre arkadaş oluyorlar kız nereden bilsin Levis'i, Benetton'u, Adidas'ı.? O yüzden kızın hiç arkadaşı olmamıştır. Sonra kız duyar okuldaki kızlardan regl olduklarını.. İyi ama regl ne.? Kız soramaz annesine.. Daha ağzını açtığında yemiştir sopayı annesinden. Sonra kız araştırır ansiklopedilerden öğrenir reglin ne olduğunu. Gün gelir kız regl olur açıklayamaz annesine ve kendi başını çaresine bakar ve yıllar geçer üstünden anne daha bilmez kızı ne zaman regl oldu bilse ne yazar iş işten geçti artık. Kız lise çağına gelir. Hiç istemediği sevmediği bir okula yazdırırlar kızı. Neymiş efendim meslek sahibi olucakmış. Mesleğine s....çayım. Kız sabahları evden çıkar okuluna gider okuldan çıkar eve gelir bu böyle. Arkadaşlarıyla gezmeye gidemez elalem laf yapar, denize gidemez elalem laf yapar, okul çıkışı arkadaşlarıyla birlikte yürüyemez elalem laf yapar.


Bir gün kız okula giderken izlendiğinin farkına varır. İzleyen kişi keşke anne ya da baba olsa. Annesinin dayısı. Her gün sabah ve okul çıkışı hiç aralıksız kızı takip eder bu dayı. Anneye raporlar verir. Baba bu konuda rahatsız, evde kıyametler kopar ona mı kaldı benim kızlarımı takip etmek... Ama nafile, kız her gün takip edilir. Kız bir gün okuldan çıktığında kızlı erkekli arkadaş grubuyla eve doğru yürümektedir tabi dayı bunu görmüş ama kör dayı sadece ERKEKLERİ görmüş ya da işine öyle gelmiş. Daha kız eve varmadan dayıdan eve rapor... Evde kızılca kıyamet anne ve anneanne hemen damgayı vururlar adın çıktı diye. "Varsın çıksın napalım...adım böyle çıksaksa" der kız ama içinden.


Sonra kız okulu bitirir ne üniversite ne bir şey.. istese de gidemez çünkü KIZSIN sen. neme lazım adı çıkar. Sonra kız işe girer ve çalışmaya başlar. Orda çalışan bayanın yeğeniyle tanıştırılır ve kız evlilik yolunda ilerlemeye başlar... Kızı isterler kız verilir söz yapılır nişan yapılır kızın nişanlısı işi nedeniyle şehir dışında... Gün gelir oğlan işine döner. kıza gene baskılar başlar... Sen nişanlısın işi bırak, laf yaparlar. O zamanlar kız bilgisayar kursuna gitmektedir kursu bırak laf yaparlar sen nişanlısın...
Neyse kıza hem işi bıraktırırlar hem de kursu. Kız en çok kursun yarım kaldığına üzülür çünkü sınavlardan aldığı notlar süper olmasına rağmen kız bilgisayar sertifikası alamaz, neden? Çünkü devamsızlıktan kalmıştır.

O lanet olası örümcek kafalardan dolayı kız kurstan da kalır işten de kalır. Gün gelir düğün olur kız alır başını eşiyle birlikte şehir dışında evinde yaşamaya başlar.

Bu sefer küçük kıza başlar aynı şeyler yapılmaya. Küçük kız büyüğüne göre daha savunmasız... Büyüğü asi... Altta kalmadı bağırdı çağırdı. Ama küçüğü dayağı da yedi sıkıntıyı da çekti...

Arada büyük kız izinlere geldi memlekete aman onunla konuşma millet laf yapar dışarı yalnız çıkma.. Bu böyle gitti.


Şimdi kızların ikisi de evli çocukları var ve ikisi de şehir dışında oturuyor, yılda bir kez memlekete gidiyor.

Anlatmak istediklerim çarpık çarpık oldu ama hatırlayabildiklerimi aktarmak istedim. Hep bastırılmış bir çocukluk ve ergenlik yaşadık biz kardeşimle. Bir annenin çocuklarına vermesi gereken ilgi ve şefkati görmedik biz. Oysa biz ondan fazla bir şey istemedik ki sadece sevgi istedik. Başkalarına karşı bizi sahiplenmesini korumasını istedik. Çok şey mi istedik biz annemizden? Dini kitaplardan ve okuldan İslam'ın, Allah'ın ne olduğunu öğrendik. Duyduklarımızın çoğunu ya okuldan ya da evde ansiklopedilerden öğrendik. Peki yetti mi bu bize. Hâlâ o eksiklikler içimizde var. Bizi takip ettirdiği kişinin torunu sokaklarda utanmadan öpüşüyor. Oysa biz sınıf arkadaşlarımızla yürüyoruz diye dayağı da yedik, damgayı da yedik adımız çıktı diye. Neye yaradı tüm bunlar kime yaradı? Bizi bu kadar bastırdınız da ne oldu? İkimiz de pasifiz eziğiz şimdi, değdi mi?

Ben geçmişimi hiç hatırlamak istemiyorum ne çocukluğumu ne de genç kızlığımı. Sanki hiç yaşamamış saymak istiyorum ama olmuyor. Şimdi benim de çocuklarım var. Annem gibi olmaktan korkuyorum... Daha çocukkken ben annemin bize yaptıklarından dolayı hep derdim ben çocuklarım olunca onlara böyle yapmayacağım diye. Belki farkında olmadan onları sıkıyorumdur ama elimde değil. Korkuyorum...

Dr.Humayra Abedin

Yaşınızın, eğitim seviyenizin, milliyetinizin önemi yok. Kadınsınız, birçok zorlamaya göğüs germek zorundasınız. Hele hele insanın en önemli insan hakkı olan özgürlüğününüzü kazanma savaşınız bazen sizi ailenizle, sevdiklerinizle ve hatta çok sevdiğiniz ülkenizle karşı karşıya kalmak zorunda bırakabiliyor. Dr. Humayra Abedin'in başına gelenler gibi..

Dr.Abedin 33 yaşında. Aslen Bangladeşli. Eylül 2002 yılında İngiltere'ye Leeds Universitesi'nde halk sağlığı ihtisası yapmak için geliyor ve bu eğitimini tamamladıktan sonra aile hekimi olarak İngiltere Sağlık Bakanlığına bağlı olan Londra'daki sağlık ocaklarının birinde göreve başlıyor.Buraya kadar ne kadar da gurur verici, uzun, zor ve emek verilerek yaşanılmış bir hayat. Fakat bir gün Bangladeş'in Dhaka kentinde yaşayan ailesinden bir telefon alıyor. Ailesi annesinin ağır hasta olduğu ve hemen Bangladeş'e gelmesini istiyor. Dr.Abedin işinden izin alıyor ve gidiyor. Hayal edebiliyorsunuzdur, ailenizden böyle bir haber sizi ne kadar endişelendirir değil mi hele uzaktaysanız? Uzun bir uçak yolculuğu İngiltere-Bangladeş nasıl da bitmek bilmez. Bunun size yapılan eziyetin başlangıcı olduğunu nereden bilebilirsiniz ki.. Aklınızın ucundan geçmez sizin için düzenlemiş bir tuzak olduğu..

Dr.Abedin Bangladeş'e ulaştığında annesinin sapasağlam olduğunu ve ailesinin onu çağırma amacının bambaşka olduğunu görür. Onun İngiltere'de yaşaması, çalışması ve kendi ayaklarının üzerinde durmasından rahatsızdır aile, başıboş ve çok özgürdür bu yaşam onlar için. Fakat Dr.Abedin bu kararın kendisine ait olduğunu, bu baskılar ile onların istediği hayatı yaşamayacağını söyler ve ailesi onu evin odalarından birine kitler. Çünkü akıllıca konuşmamaktadır, psikolojisi yerinde değildir. Ailesine karşı gelmektedir. Hemen depresyon ilaçlarına başlarlar ve odada kilitli olarak kendisine düzenli ilaç verilmektedir ailesi tarafından. Hemen babası bütün tanıdıklara haber salmıştır kızına iyi bir koca bulmaları için.

Bu arada Dr.Abedin İngiltere'deki çalışma arkadaşlarına, odaya kilitlendiği anda cep telefonundan mesaj atar. Ailesi tarafından odaya kitlendiğini, tutsak olduğunu ve işe geri dönüp dönemeyeceğinden emin olmadığını bildirmek ister. Ve İngiltere'deki meslektaşları bunu hemen yetkili makamlara bildirir ve ülkeler arası bir diploması trafiği başlar. Dr.Abedin bu olanlardan habersizdir. Kendisine bulanan eş adayıyla evlenmeyi reddetmektedir. Ruh ve sinir hastlalıkları hastanesine kaldırılır çünkü ailesine karşı gelmektedir. Ruh sağlığı yerinde değildir. Ne kadar süre orda kaldığını artık kendi de hatırlamaz duruma gelmiştir. Kendisine çok ağır ilaçlar verilmektedi
r. Oradan kurtulmanın tek yolu evlenmeyi kabul etmektir ve eder. Evlenir...

Evleneceği adamı hiç görmemiş onunla hiç konuşmamıştır. Düğün günü görür. Evlendiği günün ertesi günü ailesine boşanmak istediğini söyler. Tüm bunlar yaşanırken, İngiltere'deki meslektaşları onun için verdikleri mücadeleyi kazanmışlardır. Bangladeş İngiliz büyükelçiliği eşliğinde polis kendisini ailesinin evinden alır ve İngiltere'ye getirir.. Dr.Abedin Londra'da aile hekimi olarak çalışıp hayatına devam etmektedir.

Bu olay daha geçen sene olmuş bir olaydır sanmayın ki geçen yüzyıl oldu. İngiliz hükümetinin bu olaydan sonra araştırmalarına göre İngiltere'de yaşayan fakat Bangladeş, Pakistan, Hindistan, Iran, Irak ve Ortadoğu kökenli 350 kadın her yıl bu tür baskılara maruz kalmakt
adır. Yaşı ve eğitimi gözetmeksizin aileleri tarafında özgür iradeleri ellerinden alınmakta ve zorla evlilik yaptırılmaktadır. Dr.Abedin'in olayından sonra İngiltere kendi vatandaşı olan, kökeni ne olursa olsun bu tür baskılara maruz kalmış kadınlar için yeni bir kanunun çıkarmıştır. Sadece kendi vatandaşı veya İngiltere'de yaşayan kadınlara yardım edebileceklerini, bu ülkelerde yaşayan diğer kadınlar için bu yasanın geçerli olamayacağını çünkü bu ülkelerin yasalarına müdahele etmenin kendi görevleri olmadığını, bu sorunları ancak bu ülkelerin kendi iradeleri ile çözmeleri gerektiğini söylemektedirler.

Ne acıdır ki, Dr.Abedin hem sevdiği ailesini hem de sevdiği ülkesini başka bir ülkenin aracılığı ile dünyaya böyle haber olarak geçirmekten üzüntü duymuştur. Hiçbir gelenek görenek, hiçbir töre, hiçbir din, hiçbir iyi niyet bu durumun açıklaması olamaz ve açıklaması olarak kabul edilemez.

Haberin orijinalini buraya tıklayarak görebilirsiniz.
resim1 alıntı
resim2 alıntı



Unutmak İstiyorum Yüzünü

Sizden Gelenler etiketinin ilk yazısını yayınlıyoruz ve sizden de yaşadığınız, şahit olduğunuz olayı anlatmanızı istiyoruz.

rahat-sız hatun tarafından gönderildi bu yazı:


"Unutmak istiyorum yüzünü... 9 yaşındaydım. Sanırım haziran ayıydı. Evimizin karşısındaki bakkalın önünde öylece oturmuş etrafı seyrediyordum. Otuz yaşlarında, uzun boylu, zayıf, esmer, kirli giyimli bir adam bana doğru yaklaştı.
"Merhaba güzel kız..." Tanımadığımdan bir şey demeden öylece baktım yüzüne.
"Beni tanımadın mı?"
"Hayır"
"Ben senin dayınım nasıl tanımazsın beni."
Gülümsedi, yanıma oturdu sonra. Yüzüme, kollarıma dokunmaya başladı. Öyle garip bir şey ki o dokunurken tenime yerimden kalkacak, geri duracak gücü benden almış gibi öylece kıpırdamadan yüzüne baktım. "Annen seni çağırıyor gel gidelim" dedi. Yüzümü, kollarımı okşamaya devam ediyordu. Yine bir şey diyemedim. Ayağa kalktı sonra elini uzattı bana. "Ben dayınım hadi gel annene gidelim" dedi. Öylesine iğrenç bir ifade vardı ki yüzünde... Eline baktım, gidip gitmemek arasında kalmıştım. En sonunda "Ben seni tanımıyorum, benim dayım var" dedim. Adam elimi tutup beni götüreceği sırada bir anda etrafına baktı, elimi bırakıp hızlıca yürümeye başladı. Onun baktığı tarafa baktım; ama ne olduğunu anlamadım. Adamın yüzünde bir telaş vardı. Giderken arkasına dönüp bana bakıyordu. Bense hiçbir şey anlamamıştım olanlardan...

Annemin yanına gittim sonra. Komşularla oturuyordu.
"Anne bir tane adam ben senin dayınım dedi bana"
"Kim dedi kızım tanıyor musun?"
"Tanımıyorum gel annen çağırıyor seni dedi gidecektim sonra gitti"

O an hepsini bir korku sardı. Dışarı çıktık. Ne tarafa gitti diye sordular, gösterdim. Görürsen söyle dediler. Göremedik adamı. Sonra annem bir anda kızmaya başladı bana. "Tanımadığın adamın peşine niye gidiyorsun, niye bağırmadın bakkalda kimse yok muydu, kolundaki bileziği mi almak istedi, neden bana seslenmedin, dokundu mu sana?..." Soruların, bağırmaların arkası kesilmiyordu. Yanlış bir şey yaptığımı düşünmüştüm o an. Kendime kızdım. Yüzüne bakamadım annemin. Özür dilerim anne dedim içimden seni üzmek istemedim. Ben hatalıydım...

Annemin unuttuğu bir şey vardı oysa:

Ben daha 9 yaşındaydım.

Ben yüzüme gülen, beni okşayan bir amcanın niyetinin ne olduğunu anlayamazdım.

Çünkü daha 9 yaşındaydım...

Bana kızmayacaktın anne.

Ben daha 9 yaşındaydım.

Şans mı, kader mi ne demeli bilmiyorum, adamın planında bir aksilik olmuştu ve gitmişti. Eğer planı yürüseydi ben elinden tutup gitmiştim peşinden ve kim bilir neler yaşayacaktım. Şimdi ise bildiğim tek şey, o adamın dokunuşunu, o yüzünü unutamadığım... Ve unutmak istesem de o iğrenç gülüş, o yüz, o eller hafızamdan hiç silinmeyecek. Kollarımı okşayışını hatırladığımda kendimden tiksiniyor olacağım hep.

Unutmak istiyorum yüzünü kötü adam."

Duyuru

Güzel başlayan ve güzel devam edeceğini düşündüğümüz bu blog herkesin yaşadıklarını rahatça anlatabileceği bir yer olmalı diye düşündük. Pek yaratıcı bir etiket adı olmadı farkındayız ama daha önceki tecrübelerimizden yola çıkarak kolayca anlaşılması için SİZDEN GELENLER'i uygun bulduk.

-SİZDEN GELENLER etiketinde ne olacak?

İletişim için kullandığımız kadinlaryaziyor@gmail.com adresine yazınızla beraber yazınızda adınızın nasıl görünmesini istediğinizi de belirten bir mail atıyorsunuz. Yazınız sizin isteğinize bağlı olarak ya rumuzunuzla ya gerçek adınızla ya da isimsiz olarak yayınlanabilir. Yapmanız gereken tek şey bu: Yazınızı yazıp kadinlaryaziyor@gmail.com adresine mail göndermek. Yazınız blog muhtevasına uygun bulunduğu takdirde anında yayınlanacak ve maillerinize geri bildirimde bulunulacaktır.

Yazılarınızı bekliyoruz.


Kadın

Kadın olmak mesaisiz çalışmak demek.. İzin saati, izin günü yoktur kadınların hiçbir zaman.. Ancak uykuda dinlenebilir kadın.. Ne kadar olursa.. Ya bir bebek sesiyle ya da eşinin isteğiyle bölünebilir uykun.. Uyku saatini bile sen kararlaştıramazsın.. Hasta olma lüksü yoktur mesela evin hanımının.. Eskaza hasta oldun vay haline.. Hayat durur evde.. Ne yemek yapan olur ne çay demleyen.. Erkekler kadına muhtaçtır aslında birçok yönden.. İşte en basitinden hastalık meselesinde görüyoruz.. Yumurta bile kıramaz çoğu :) İş başa düşer yine her koşulda.. Kalk hanım kalk.. Yemek yapılacak, bugün de mi ütüsüz gideyim işe...
Ah keşke bir düşünüp anlayabilseler, hayatlarındaki yerlerimizi.. ama nerde...
Hiç büyümediklerine inanıyorum erkeklerin.. Omuzlarına yüklenen tek sorumluluk çalışıp eve para getirmek onların.. Yavaş yavaş o da kalkıyor günümüzde, kadın çalışıp adama bakabilir pek ala.. Ohh ne güzel iş.. Yan gel yat.. Maç izle, yemek ayağına gelsin, gez dolaş-nette kız tavla..:) Gel keyfim gel durumları..
Aslında erkekleri böyle yapan yine kadınlar.. 250 gr fazlalığı nimet sayan yine kadınlar.. Erkek evlat doğuran kadının poposu tavana kalkıyor nedense... Kızın oldu senin bir de erkek olsun, erkek olana kadar arıyor aileler.. Her 9 ayda bir kuluçkalıyorlar adeta.. Fırt-fırt bir çocuk daha çıkıvermiş dünyaya... Erkekse iyi rahatsın değilse devam :)
Çocuk dünyaya geldi mi de hep ayrı tutuluyor kardeşlerinden.. Örneğin küçük de olsa çoğu yerde özellikle doğuda kadın erkeğe abi der.. Demek zorunda saygı icabı.. Erkek gelir gelmez ayağa kalkılır, suyu verilir, yemeği verilir, uyutulur, dinlendirilir, gönlü hoş edilir... Anne ve abla-kızkardeş erkeğin kölesidir adeta.. Her şey ayağına gelir.. Ne olur, bu kazma bir gün evlenir.. Aynısını bekler kadından, aynısını ister.. Ve bundan sonra yaşanacaklar kadının eğitimine ve erkeğin öküzlüğüne göre değişebilir..
Bir kadın fedakardır.. Eşi için değişebilir, alışkanlıklarından, işinden, çevresinden vazgeçebilir.. Ama bir erkek en basit davranışını bile değiştiremeyecek derecede yontulmaya ihtiyaç duyar.. Bazıları değişir, bazıları sütten çıkmış ak kaşıktır, sabit fikirlidir, dev aynasına bakar.. Ona çoraplarını nereye koyması gerektiğini bile öğretemezsiniz..

16.07.2009

Utanç



Bir film anlatmak istiyorum sizlere. Adı Utanç. Belki duymuşsunuzdur. Hatta şu anda Cnbc-e' de oynuyor.
Film 6 yaşında bir Afgan Kızının okula gitme çabalarını anlatıyor. O kadar gerçek ki. İzlerken gözyaşlarımı tutamadım. Biraz da şükrettim aslında halimize.
6 yaşındaki kahramanımızın adı Baktay. Okula gitmek için önce sefaletle sonra da 'savaşçılık' oynayan çocuklarla uğraşmak zorunda kalacak Baktay.
Savaşçılık oynayan çocuklar demişken bunu biraz açayım. Baktay'ı kaçırıyorlar mesela. Kızlar okula gidemez diye. Bir mağaraya götürüyorlar. Mağarada iki tane daha küçük kız var. Onları da kaçırmış savaşçılık oynayan çocuklar. Öldürmeyi planlıyorlar. Kızlardan birini annesinin rujunu sürdü diye kaçırmışlar. Diğerini ise sakızından futbolcu çıkartması çıktığı için..

Neyse fazla anlatmasam iyi olacak sanırım.. Ama mutlaka izleyin..